Van’da hem işletmecilik yapan hem de sanatla uğraşan Erhan Şos, iki farklı hayatı aynı gün içinde bir arada sürdürüyor. Gündüzleri dükkânında çalışan Şos, akşamları sahneye çıkarak stand-up yapıyor. Uzun süredir hem esnaflık hem de sanat alanında ilerlediğini söyleyen Şos, bu iki dünyanın aslında birbirini beslediğini ifade ediyor. Çocukluğundan gelen esnaflık kültürüyle büyüdüğünü, zamanla sanatı da hayatına dahil ettiğini belirten Şos, “Sabah dükkânı işletirken, akşam sahneye burada biriktirdiklerimi taşıyorum. Burası beni besliyor, o yüzden ikisinden de kopamıyorum” diyor. Biz de bu hikâyeyi daha yakından anlamak için Erhan Şos’la bir araya geldik.Hem esnaflığı hem sahneyi nasıl birlikte yürüttüğünü, gündüz yaşadıklarını gece nasıl sahneye taşıdığını konuştuk.
Erhan Bey, sizi tanıyalım. Kendinizden biraz bahseder misiniz?
Uzun süredir Van’da hem işletmecilik hem de sanatçı olma yolunda adımlar atıyorum. Çocukluğumdan gelen esnaflık var. Sonrasında sanatla kendimizi olgunlaştırdık. İkisinin de keyifli tarafları olduğu için hiçbirinden kopamadım. Sabah dükkânı işletirken, akşam sahneye çıkıp buradan biriktirdiklerimi anlatıyorum. Aslında burası beni besliyor. O yüzden sanatla esnaflığı ayırmadan birlikte yürütüyorum.
Peki dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?
Şu an sanatın biraz işçisi konumundayım diyebilirim. Sabah burada yaşadıklarımı sahneye taşıdıkça buraya olan bağlılığım da artıyor. Çünkü burada yüzlerce hikâye birikiyor. Müşterilerle iletişimi çok seviyorum. Çok farklı insanlar geliyor. Onlar da benim sahne yaptığımı bildikleri için bana şaka yetiştirmeye çalışıyor. “Abi bunu da anlat” diyorlar. Ben de çok keyif alıyorum. O yüzden sahneyle burayı %50 %50 götürüyorum.
Sanat sizin için bir tutku. Peki işiniz için ne dersiniz? Geçim kaynağı mı?
Babamla bunu şöyle özetlemiştik: Bizim için kebap yapmak hobi, tiyatro iş gibi. Sanatla iç içe olmak, o üretme hali insana farklı bir haz veriyor. Ama profesyonel anlamda bu işi yaparken finansal boyut çok önemli. Kendini destekleyecek bir işin olması seni ayakta tutuyor. Eskilerin dediği gibi, “altın bileziğin olsun.” Biz yıllardır o noktadayız.
Bu durum sizi üzüyor mu? Keşke sadece sanat yapsaydım diyor musunuz?
Bunu çok düşündüm. Keşke daha fazla imkânım olsaydı, daha iyi yazabilseydim, daha iyi oynayabilseydim diyorum. Ama bazen de düşünüyorum, belki o konfor olsaydı sanatla bu kadar bağ kuramayacaktım. Sanat benim için bir deşarj alanı. Şu an bulunduğum yerin de bir anlamı var.
Peki buradan size nasıl malzeme çıkıyor?
Biz yıllardır işletmenin içindeyiz. Dışarıdan problem gibi görünen şeyler artık bizim için rutin. Tabak düşer, yemek yanar, müşteriyle tartışırsın… Bunlar artık refleks haline geliyor. Esnaf dili diye bir şey var, o hazır cevaplık gelişiyor. Ben bunu sahneye taşıyorum. Müşteriler de bana hikâye getiriyor. Doktor, öğretmen, farklı mesleklerden insanlar geliyor. Onlarla kurduğum bağ bana çok malzeme çıkarıyor.
Bir örnek anlatır mısınız?
Tıp bayramında yıllardır bizden hizmet alan bir grup, mezuniyetlerini kutlamak için aileleriyle birlikte geldi. Bana teşekkür ettiler. Ben de dedim ki: “Bu kadar doktor burada, hastanede dövmeye doktor bulamıyoruz. Siz olmasanız kimi döveceğiz?”
Komik ama aslında trajikomik bir şakaydı. Hep birlikte güldük.

Bir gününüz nasıl geçiyor?
Sabah 8-9 gibi uyanıyorum. İşleri hallettikten sonra hazırlık süreci başlıyor. Ama artık iş zor gelmiyor. Çünkü sistemi oturttum. Eskiden 3 saat süren hazırlık şimdi daha kısa sürüyor. Kalan zamanda yazılar yazıyorum, insanları gözlemliyorum. Manavla, kasapla sohbet etmek bile bana malzeme oluyor. Burası benim beslenme alanım.
İkisinden birinden vazgeçmek zorunda kalsanız hangisini seçersiniz?
Aslında cevabı verdim: %70’imi sanata ayırdım. Yakın zamanda Bursa’ya yerleştim. Van’daki işleri toparlayıp tamamen sanata yönelmek istiyorum. Orada da bir işletme var ama benim rolüm daha az olacak. Asıl hedefim sanat.
Müşteriler sizin elinizden yemek yemeyi özellikle tercih ediyor mu?
Evet, bu biraz psikolojik. İnsan tanıdığı, güvendiği kişiden hizmet almak istiyor. Ben müşterinin ne yediğini, nasıl sevdiğini biliyorum. Bu bir konfor. Bu yüzden beni arıyorlar.
Van’dan ayrılışınız bir kırgınlık mı?
Hayır, kesinlikle değil. Ama şartlar zor. Bir öğrencinin bir oyuna gelmesi ciddi maliyet. Herkese ulaşmak zor. İnsanlar artık dijitale yönelmiş durumda. Bu da sahneyi etkiliyor. Ama bu benim küslüğüm değil, şartların gerçeği.
Gelecekte kendinizi nerede görüyorsunuz?
3 gün sonra yine dükkândayım(Gülüyor). 3 yıl sonra tamamen sanatta olmak istiyorum. Nerede olursa olsun, önemli olan derdin ve anlatacak hikâyenin olması. Zamanında değeri bilinmese bile önemli değil. Ben üretmeye devam ediyorum.

Son olarak ne söylemek istersiniz?
Hangi işi yaparsan yap, etik değerlerini kaybetmemelisin. Sanat da, esnaflık da böyle. Acele etmemek lazım. Hiçbir domates büyümek için acele etmez. Her şey zamanında olur. Küsmemek lazım, umarak yaşamamak lazım. İçinden geliyorsa yapacaksın.




