Türkiye’de son günlerde okullarda yaşanan şiddet olayları, eğitim ortamlarının güvenliği ve çocukların psikolojik durumu konusunda ciddi tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

14 Nisan 2026’da Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir meslek lisesine giren eski bir öğrenci, silahla ateş açtı. Saldırıda 16 kişi yaralanırken, yaralıların büyük bölümünün öğrencilerden oluştuğu belirtildi. Olayın ardından saldırganın intihar ettiği bildirildi.

Bu olayın üzerinden henüz bir gün geçmişken, 15 Nisan 2026’da Kahramanmaraş’ta bir ortaokulda yaşanan saldırı ise ülke genelinde daha büyük bir sarsıntı yarattı. 14 yaşındaki bir öğrencinin gerçekleştirdiği silahlı saldırıda 9 kişi hayatını kaybetti, 13 kişi ise yaralandı. Hayatını kaybedenler arasında öğrenciler ve bir öğretmenin de bulunduğu öğrenildi. Saldırıda kullanılan silahların failin ailesine ait olduğu ifade edildi.

Kısa süre içinde art arda yaşanan bu iki olay, okullarda şiddetin artık münferit değil, daha geniş bir sorunun parçası olabileceğine dair kaygıları artırdı.

Bu gelişmelerin ardından Van’da görev yapan öğretmenler de yaşanan süreci değerlendirdi. Öğretmenler, artan şiddet olaylarının sadece bireysel vakalarla açıklanamayacağını ve sorunun çok daha derin yapısal nedenlere dayandığını ifade etti.

Vanspor’dan Bir Transfer Daha! Nijeryalı Yıldız Kadroya Katıldı
Vanspor’dan Bir Transfer Daha! Nijeryalı Yıldız Kadroya Katıldı
İçeriği Görüntüle

“Okullar artık sadece eğitim alanı değil, riskli alanlara dönüşüyor”

Van’da göev yapan bir öğretmen, son dönemde yaşanan olayların bireysel vakalar olarak değerlendirilemeyecek kadar yaygınlaştığını belirterek, “Bu durum ciddi bir güvenlik kaygısı yaratıyor. Okul artık sadece eğitim verilen bir yer değil; risklerin giderek arttığı bir alan haline geldi” dedi.

Aynı öğretmen, hem öğrencileri korumak hem de sınıfı güvenli tutmak gibi ağır bir sorumluluğun öğretmenlerin omzuna bırakıldığını vurguladı. Sistemsel destek eksikliğine dikkat çeken öğretmen, şiddetin tek bir nedene indirgenemeyeceğini, bunun birikmiş ve çok boyutlu bir sorun olduğunu ifade etti: “Teknoloji bağımlılığı ciddi bir sorun. Çocuklar sosyal medyada şiddetin normalleştiği içeriklere maruz kalıyor ve bu durum empati duygusunu zayıflatıyor. Akran zorbalığı ise çoğu zaman görünmeyen ama derin etkiler yaratan bir sorun. Medya ve diziler de şiddeti ve güç ilişkilerini normalleştiriyor. Ayrıca cezasızlık algısı da çok önemli bir etken. Çocuklar yapılan eylemlerin yeterli karşılık bulmadığını görüyor ve bu da ‘nasıl olsa bir şey olmaz’ düşüncesini güçlendiriyor”

“Sınav odaklı sistem çocukların duygusal gelişimini geri plana itiyor”

Eğitim politikalarına da değinen öğretmen, uzun süredir uygulanan sınav odaklı ve rekabetçi sistemin çocukların duygusal ve sosyal gelişimini geri plana ittiğini söyledi. Dezavantajlı bölgelerde sosyal destek mekanizmalarının yetersiz olduğunu belirten öğretmen, rehberlik servislerinin yoğunluk nedeniyle işlevini tam olarak yerine getiremediğinin altını çizdi.

“Eğitim sistemi toplumsal krizin parçası haline geldi”

Aynı öğretmen, eğitim sisteminin artık sadece akademik bir mesele olmadığını, doğrudan toplumsal bir krizin parçası haline geldiğini vurgulayarak, “Okulların bilimsel ve pedagojik yapısının korunması gerekiyor. Liyakat sorunları ve öğretmenin mesleki olarak değersizleştirilmesi bu krizi daha da derinleştiriyor. Fırsat eşitliği ciddi şekilde zedelenmiş durumda. Aynı sınava giren çocuklar arasında büyük imkan farkları var ve dezavantajlı gruplar sistem içinde geride kalıyor. Ayrıca öğretmenin yetkilerinin daraltılması eğitimde otoriteyi zayıflatıyor. Şikayet mekanizmalarının kontrolsüz kullanımı da bu durumu daha da derinleştiriyor” diye konuştu.

“Okullarda psikososyal destek ve güvenlik eksik”

Van’da görev yapan bir diğer öğretmen ise yaşanan olayların öğretmenlerde, velilerde ve öğrencilerde ciddi kaygı yarattığını belirterek, bu durumun okulların güvensiz hale gelmesinden kaynaklandığını söyledi.Türkiye’de yaşanan ayrımcılık, yoksulluk ve eşitsizlik gibi sorunların okullarda kesiştiğini ifade eden öğretmen, “Okullarda buna yönelik sosyal hizmet programları yok. Çoğu okulda çocukların psikososyal destek alabileceği mekanizmalar bulunmuyor” şekilinde konuştu.

“Şiddeti önlemek için erken tespit ve iş birliği şart”

Bir başka öğretmen ise son yaşanan olayların yalnızca öğretmenleri değil, öğrencileri ve velileri de derinden etkilediğini belirterek, özellikle kısa aralıklarla yaşanan benzer olayların toplumda güvensizlik duygusunu artırdığını vurguladı.

Şiddet vakalarının tek bir nedene indirgenemeyeceğini altını çizen öğretmen, konuşmasına şöyle devam etti: “Riskli durumlar aslında önceden tespit edilebilir ancak okullarda bunun için yeterli mekanizmalar yok. Öğretmenler yoğunluk nedeniyle gerekli müdahaleyi her zaman yapamıyor. Ailelerle iş birliği de çoğu zaman sağlanamıyor; bazı aileler durumu kabul etmiyor, bazıları ise çaresiz kalıyor. Davranış problemi yaşayan öğrencilerin okuldan uzaklaştırılması çözüm değil. Bu çocukları sistem dışına itmek sorunu çözmez, sadece görünmez hale getirir.” Riskli durumlar aslında önceden tespit edilebilir ancak okullarda bunun için yeterli mekanizmalar yok. Öğretmenler yoğunluk nedeniyle gerekli müdahaleyi her zaman yapamıyor. Ailelerle iş birliği de çoğu zaman sağlanamıyor; bazı aileler durumu kabul etmiyor, bazıları ise çaresiz kalıyor. Davranış problemi yaşayan öğrencilerin okuldan uzaklaştırılması çözüm değil. Bu çocukları sistem dışına itmek sorunu çözmez, sadece görünmez hale getirir”

Aile gözlemlerine değinen başka bir öğretmen ise; "Bu noktada aile gözlemleri büyük önem taşıyor. Ancak birçok aile, etiketlenme endişesiyle çocuklarındaki sorunları paylaşmıyor ya da davranış bozukluklarını kabul etmiyor. Oysa çocuklarla ilgili tarafsız gözlemlerin okul rehberlik servisiyle paylaşılması çok önemli. Sınıf mevcutlarının kalabalıklığı öğretmenlerin gözlem yapmasını zorlaştırıyor. İş yükünün fazlalığı ve müfredat yoğunluğu ise çocukların duygusal ve psikolojik ihtiyaçlarının ya gözden kaçmasına ya da geç fark edilmesine neden oluyor.

Çocuğun yaşamında doğrudan etkisi olan tüm kişilerin yetersizliği süreci olumsuz etkiliyor. Rehberlik servisleri ve rehberlik araştırma merkezleri de zaman zaman sorunları fark etme ve çözme konusunda yetersiz kalabiliyor"

"Güvenlik zaafları ve toplumsal sorunlar endişe yaratıyor”
Bir diğer öğretmen ise yaşanan süreçten sonra hem kendini hem de öğrencilerini güvende hissetmediğini vurgulayarak şu açıklamalarda bulundu:

“Son yıllarda kendimi, öğrencilerimi güvende hissetmiyorum. Güven duygusu yerini korku ve endişeye bıraktı. Kurumlardaki güvenlik zaafları ya da tedbirsizlikler nedeniyle can güvenliğimin tehlikede olduğunu düşünüyorum.

Yanlış ebeveyn tutumları, sosyal medyadaki olumsuz örnekler, televizyonlarda sunulan şiddet içerikleri ve oyun adı altında sunulan şiddet içerikli uygulamalar çocukları olumsuz etkiliyor. Okullarda rehberlik servislerinin yetersizliği ve müfredat içeriklerinin eksikliği de bu süreci derinleştiriyor. Tüm bunlar toplumsal bir çürümeye işaret ediyor
Bu noktada aile gözlemleri büyük önem taşıyor. Ancak birçok aile, etiketlenme endişesiyle çocuklarındaki sorunları paylaşmıyor ya da davranış bozukluklarını kabul etmiyor. Oysa çocuklarla ilgili tarafsız gözlemlerin okul rehberlik servisiyle paylaşılması çok önemli. Sınıf mevcutlarının kalabalıklığı öğretmenlerin gözlem yapmasını zorlaştırıyor. İş yükünün fazlalığı ve müfredat yoğunluğu ise çocukların duygusal ve psikolojik ihtiyaçlarının ya gözden kaçmasına ya da geç fark edilmesine neden oluyor.

Çocuğun yaşamında doğrudan etkisi olan tüm kişilerin yetersizliği süreci olumsuz etkiliyor. Rehberlik servisleri ve rehberlik araştırma merkezleri de zaman zaman sorunları fark etme ve çözme konusunda yetersiz kalabiliyor.

Muhabir: YASEMİN DİKİCİ