Geçtiğimiz günlerde, 1930 yılında Van'ın Erciş ilçesindeki Zilan Vadisi'nde yaşanan ve birçok tarihçi, insan hakları savunucusu ile Kürt siyasi çevreleri tarafından "Zilan Katliamı" olarak nitelendirilen olayların 96. yılı geride kaldı. Zilan'ın bugün de ekolojik tehditlerle karşı karşıya olduğunu savunan Mezopotamya Çevre ve Ekoloji Platformu Koordinatörü Mirbahattin Demir, Zilan Havzası ile Diyadin'de planlanan maden, JES, HES ve GES projelerine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Demir, projelerin yalnızca çevresel etkileriyle değil, bölgenin tarihsel hafızası, kültürel mirası ve yaşam alanları üzerindeki olası sonuçlarıyla da değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, 15 Ağustos'ta düzenleyecekleri kamplı dağcı yürüyüşüyle kamuoyunun dikkatini bölgeye çekeceklerini söyledi.

"Zilan ekolojik ve kültürel bir tehdit altında"
Demir, Zilan Havzası'nın geçmişte yaşanan acılarla hafızalarda yer ettiğini belirterek, bugün ise çok uluslu şirketlerin hayata geçirmek istediği projeler nedeniyle yeni bir tehditle karşı karşıya olduğunu ifade etti. Demir, "Zilan Havzası, 96 yıl önce yaşanan büyük acıların ardından bu kez çok uluslu şirketlerin ve sermayenin eliyle gerçekleştirilen ekolojik ve kültürel bir kırım tehdidiyle karşı karşıyadır. Zilan'da kurulmak istenen maden ocakları, JES, HES ve GES projeleri sadece bir çevre sorunu değil; Van Gölü'nü, Erciş Ovası'nı, bölgenin tarihini, hafızasını ve geleceğini haritadan silme girişimidir." değerlendirmesinde bulundu.
Çevre mücadelesinin yalnızca ağaç ve su ekseninde ele alınamayacağını savunan Demir, bölgedeki faaliyetlerin yerel halkın yaşam alanlarını doğrudan etkilediğini öne sürdü.
Demir, "Meseleye sadece ağaç ve su perspektifinden bakmayı reddediyoruz. Zilan'da yürütülen bu faaliyetler, bölge halkını toprağından koparma, göçe zorlama ve yaşam alanlarını insansızlaştırma amacını taşıyan politik bir kuşatmadır. Doğanın metalaştırılması, halkın tarihsel bağlarının kırıma uğratılması demektir. Çok uluslu şirketlerin kazanç hırsı uğruna bir halkın hafıza mekanını tarumar etmeye hiçbir hakkı yoktur." ifadelerini kullandı.
“15 Ağustos'ta kamplı dağcı yürüyüşü düzenlenecek”
Mezopotamya Çevre ve Ekoloji Platformu'nun mücadeleyi sahaya taşıyacağını belirten Demir, Zilan ve Diyadin'de yürütülen altın arama faaliyetlerine karşı 15 Ağustos'ta kamplı dağcı yürüyüşü başlatacaklarını açıkladı.
Demir, "Bu talana karşı sözümüzü eyleme döküyor, coğrafyamızın kalbinden haykırıyoruz. Mezopotamya Çevre ve Ekoloji Platformu olarak, Zilan ve hemen arkasındaki Diyadin'de yürütülen altın arama faaliyetlerine karşı 15 Ağustos'ta kamplı dağcı yürüyüşümüzü başlatıyoruz. Zilan'dan Diyadin'e uzanan bu hat boyunca doğamızı metalaştırmak ve bizi yurtsuz bırakmak isteyen sermayeye karşı adımlarımızı büyüteceğiz. Toprağımızı, suyumuzu ve tarihimizi savunmak için tüm yaşam savunucularını bu onurlu yürüyüşe omuz vermeye çağırıyoruz." diye konuştu.
“Kararlar ortak meclislerde alınacak”
Demir, platformun Serhat ve Botan bölgelerini kapsayan yeni mücadele stratejisini de kamuoyuyla paylaştı. Buna göre, 15 Ağustos'ta başlayacak Zilan-Diyadin yürüyüşünün platformun bölgedeki ilk büyük kitlesel mobilizasyonu olacağını belirten Demir, altın madenciliğinin yol açtığını savundukları ekolojik tahribatı havza ölçeğinde görünür kılmayı hedeflediklerini ifade etti.
Platformun yol haritası kapsamında, Serhat ve Botan bölgesindeki ekoloji örgütleri, barolar, TMMOB bileşenleri ve yerel derneklerin katılımıyla "Zilan, Diyadin ve Van Gölü Havzası Koordinasyonu" kurulacağını aktaran Demir, kararların ortak meclislerde alınacağını söyledi.

“Hukuki ve bilimsel mücadelemiz devam edecek”
Demir, madencilik projelerine karşı yürütülen davaların ortaklaştırılacağını belirterek hukukçular, mühendisler ve tabip odalarının da içinde yer alacağı çok disiplinli bir hukuki savunma ağı oluşturacaklarını ifade etti.
Köylerde halk toplantıları ve halk kürsüleri düzenleyerek ekoloji mücadelesini yerelleştirmeyi hedeflediklerini kaydeden Demir, üniversiteler ve bağımsız bilim insanlarının katkısıyla hazırlanacak raporlarla projelerin Van Gölü ve Erciş Ovası üzerindeki olası mikroklimatik ve tarımsal etkilerinin kamuoyuna sunulacağını dile getirdi. Uluslararası dayanışmanın da güçlendirileceğini belirten Demir, çok uluslu şirketlerin kendi ülkelerindeki çevre mevzuatı ile taraf oldukları uluslararası sözleşmelerin inceleneceğini ve konunun küresel çevre ağlarının gündemine taşınacağını sözlerine ekledi.




