Van, İran sınırında yer alması nedeniyle Türkiye’ye yönelik düzensiz göç hareketlerinin en yoğun yaşandığı illerin başında geliyor. Özalp, Saray, Başkale ve Çaldıran sınır hatları, yıllardır Afganistan, Pakistan ile Asya ve Afrika’nın farklı bölgelerinden gelen göçmenlerin kullandığı ana geçiş güzergâhları arasında yer alıyor.
Ancak son yıllarda Doğubayazıt’tan Yüksekova ve Cizre hattına kadar uzanan sınır duvarlarının Van’daki bölümünün tamamlanması, göçmenlerin geçişini büyük ölçüde zorlaştırdı. Yaklaşık 8–10 metre yüksekliğindeki duvarlar, dikenli teller ve her iki tarafına kazılan 4–6 metre genişliğindeki hendekler, geçişleri neredeyse imkânsız hale getirdi.
Bu durum, göçmenleri yalnızca duvarın örülmediği dağlık ve sarp alanlara yönlendiriyor. Özellikle kış aylarında bu güzergâhlarda donma, çığ, boğulma ve vahşi hayvan saldırıları sonucu çok sayıda ölüm yaşanıyor.
İnsan kaçakçılığı yapan grupların, kolluk kuvvetlerinin devriye atamadığı sisli ve puslu havaları tercih etmesi, olası vakalara zamanında müdahaleyi büyük ölçüde zorlaştırıyor. İnsan Hakları Derneği (İHD) Van Şube Eşbaşkanı Avukat Mehmet Salih Coşkun, Van’ın coğrafi konumu nedeniyle göçmen geçişlerinin yoğunlaştığını belirterek, yaşananları yalnızca doğa koşullarıyla açıklamanın mümkün olmadığını söyledi.
Coşkun, Çaldıran, Özalp, Saray ve Başkale sınırlarında ki yüksek duvarların, dikenli teller ve hendeklerle kapatılmasının göçmenleri ölümcül güzergâhlara mahkûm ettiğini belirterek, bu tablonun açık ve net biçimde bir yaşam hakkı ihlali olduğunu ifade etti.
“Yanlış mülteci politikalarının sonucu”
Coşkun, yaşanan ölümlerin, aynı zamanda devletlerin uyguladığı güvenlik odaklı ve dışlayıcı mülteci politikalarının sonucu olduğunu da sözlerine eklyerek, Orta Asya ve Ortadoğu’dan savaştan kaçarak bir yaşam arayan insanların, sınır hatlarında insanlık dışı koşullarla karşılaştığını vurguladı. Zorlu koşulları aşarak Türkiye’ye ya da Avrupa’ya geçebilen göçmenlerin ise toplumla entegre edilmek yerine dışlandığını ve yok sayıldığını dile getirdi.
“Uluslararası sözleşmeler uygulanmıyor”
Türkiye’nin taraf olduğu çok sayıda uluslararası sözleşmeye rağmen, Afganistan ve İran’dan gelen kişilerin mülteci ya da şartlı mülteci statüsünde değerlendirilmediğine dikkat çeken Coşkun, devletin uluslararası yükümlülüklerini fiilen yerine getirmediği anlattı: “Sınırdan giren mültecilerin bazı durumlarda herhangi bir işlem yapılmadan yasa dışı şekilde geri itildiğine, yani “push-back” uygulamalarına maruz kaldığına dair çok sayıda şikâyet ve başvuru bulunmaktadır” dedi.
“Ölümler önlenebilirdi”
Coşkun, bu ölümlerin kaçınılmaz olmadığını savunarak, “Bu ölümler önlenebilirdi ve önlenebilir. Mülteci meselesi artık yalnızca Türkiye’nin değil, uluslararası toplumun ortak sorunudur” diye konuştu. Coşkun, çözümün yalnızca acil müdahale ekipleri kurmakla sınırlı olmadığını, güvenli geçiş alanlarının oluşturulmasının, insan onuruna uygun kabul ve barınma koşullarının sağlanması ve müdahale kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
“Herkes haklar bakımından eşittir”
Son olarak, kimliği, uyruğu ya da statüsü ne olursa olsun herkesin haklar ve özgürlükler bakımından eşit olduğuna değinen Coşkun, devletlerin bu eşitliği korumakla yükümlü , insan haklarını esas alan yeni bir mülteci politikasının acilen hayata geçirilmesi çağrısı yaptı.




