Türkiye’de Kürt meselesinin çözümüne yönelik çözüm süreci 2013’te başladı, 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla sona erdi. 2024’ün sonlarından itibaren ise silahların bırakılması ve yeni bir çözüm süreci tartışması yeniden gündeme geldi. TBMM’de oluşturulan komisyonla birlikte süreç, hukuki ve siyasi adımlar üzerinden ilerlemeye başladı. Sürece ilişkin Kürt halkının beklentilerini değerlendiren DEM Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, Türkiye’de yürütülen silahsızlanma ve demokratikleşme sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, Kürt halkının artık söylemlerden çok somut adımlar görmek istediğini söyledi. Çiftyürek, sürecin yalnızca silahların bırakılması üzerinden ele alınmaması gerektiğini belirterek, Kürt meselesinin hukuki ve siyasal boyutlarının da gündeme alınması gerektiğini savundu.
Çiftyürek, sürece ilişkin değerlendirmesinde Kürt halkının beklentilerini iki başlıkta toplarken, cezaevlerindeki kişiler, dağdan dönecek olanlar ve yurt dışında yaşayanlar açısından hukuki düzenleme yapılması gerektiğini söyledi. Çiftyürek ayrıca yeni anayasa tartışmaları kapsamında Kürtlerin anayasal konumunun ve Kürtçenin eğitim dili olarak ele alınmasını istedi.

“Kürt halkı duyduğundan çok gördüğüne inanır”
Kürt halkının süreç boyunca çok sayıda açıklama ve vaat duyduğunu ancak somut sonuç görmek istediğini belirten Çiftyürek, “Her halk gibi Kürt halkı da olgulara, süreçlere ilişkin duyduğundan çok gördüğüne inanır. Kürt halkı bu süreçte çok şey duydu. ‘Şunlar olacak, bunlar olacak’ denildi ama somut bir şey görmüyor” dedi.
Çiftyürek, Kürt halkının görmek istediği ilk somut adımın, silahlı çatışmanın sona ermesinin ardından ortaya çıkan hukuki sonuçların ele alınması olduğunu ifade etti.
“Bu sürecin adı konulmasa bile, Kürt meselesi denmese bile, bu sürecin sonuçlarının, yani silahlı mücadelenin sonuçlarının ortadan kaldırılması lazım” diyen Çiftyürek, silahların bırakılması halinde bunun hukuki ve toplumsal sonuçlarının da düzenlenmesi gerektiğini söyledi.
“Hukuki çerçeve bir an evvel oluşturulmalı”
Cezaevlerinde bulunan kişiler ile silahlı mücadeleden ayrılarak toplumsal ve siyasal yaşama dönmesi beklenen kişiler açısından hukuki düzenleme yapılması gerektiğini savunan Çiftyürek, yurt dışında yaşayan ve geçmişte PKK/KCK ile bağlantılı suçlamalarla karşı karşıya kalan kişilerin durumunun da ele alınmasını istedi.
Çiftyürek, “Dağdan silah bırakıp gelip ülkesine dönecek olan binlerce insan var. ‘PKK, KCK terör örgütü propagandası yapmış’ ya da ‘üyesi olmuş’ iddiasıyla yurt dışında sürgün yaşayan belki de binlerce, on binlerce insanımızın dönme durumu var” ifadelerini kullandı.
Bu nedenle devletin gerekli hukuki çerçeveyi oluşturması gerektiğini belirten Çiftyürek, sürecin yalnızca siyasi açıklamalarla yürütülmemesi gerektiğini söyledi.
“Silah bırakılması meselenin tamamı değil”
Çiftyürek, silahların bırakılmasını desteklediklerini belirtirken, bunun ardından Kürt meselesinin siyasal ve hukuki boyutunun daha açık şekilde tartışılması gerektiğini savundu.“Silah bırakılıyor. Hepimiz de silahın bırakılmasını destekliyoruz. Ama sonrasında bu meselenin, daha çıplak olarak Kürt meselesinin gündeme geleceğinin bilinciyle devletin adım atması gerekir” diyen Çiftyürek, silahsızlanma sürecinin Kürt meselesinin çözümüne ilişkin daha geniş bir tartışmanın başlangıcı olması gerektiğini ifade etti.
“Kürt meselesini terör parantezine sıkıştırmak doğru değil”
Çiftyürek, Türkiye’deki çatışmalı sürecin temelinde Kürt meselesinin bulunduğunu savunarak, meselenin yalnızca güvenlik ve terör başlığı üzerinden değerlendirilmesine karşı çıktı.
“Kürt meselesini terör parantezine sıkıştırmak doğru değildir, yanlıştır” diyen Çiftyürek, “100 yıldır devlet bu yanlışı yapıyor ve çözüm üretmedi. Kürt meselesi küçülmedi; Koçgiri’den bugüne, tersine, onca şiddete ve baskıya rağmen büyüdü, bugüne geldi” ifadelerini kullandı.
Çiftyürek, geçmişte yaşanan çatışmalar, siyasi gelişmeler ve ödenen bedeller nedeniyle meselenin siyasi çözüm beklediğini ileri sürdü.
“Burada bir Kürt milleti var”
Çiftyürek, Kürt halkının süreç kapsamında görmek istediği ikinci başlığın ise anayasal ve siyasal alanda atılacak adımlar olduğunu söyledi.
Devletin Kürtlerin varlığını ve haklarını anayasal düzeyde ele alması gerektiğini savunan Çiftyürek, şöyle konuştu:
“Devletin şunu demesi lazım: ‘Burada bir Kürt milleti var. Türk milletinin bir parçası değil. Bir millet var burada. O milletin hakları var.’ Eğer biz kardeş isek, biz kardeş olmak istiyorsak, Kürt milletinin anayasadaki varlığını gündeme alacağım demelidir.”
Çiftyürek, yeni anayasa tartışmalarının bu başlıkların ele alınması açısından önemli olduğunu belirterek, Kürtlerin anayasal konumunun ve Kürtçenin eğitim dili olarak kullanılmasının gündeme alınması gerektiğini söyledi.
“Anayasayla birlikte Kürtlerin anayasada kabulü, Kürt dilinin zorunlu eğitim dili olması meselesinin devletçe şimdiden ilan edilmesi, sonra da bunun adımının atılması gerekiyor” diyen Çiftyürek, Kürt halkının önce bunları duymak, ardından somut olarak görmek istediğini ifade etti.
“En azından ‘Bu mesele Kürt meselesidir’ denmeliydi”
Çiftyürek, sürecin son iki yıllık döneminde meselenin adının açık şekilde konulması gerektiğini savundu.
“En azından şunun söylenmesi gerekiyordu: ‘Bu mesele Kürt meselesidir.’ Buna adı konmalı” diyen Çiftyürek, oluşturulan komisyonlar ve hazırlanan yasal düzenlemelerde “Kürt” ifadesinin yeterince yer almadığını ileri sürdü.
Çiftyürek, “Onca komisyon kuruldu. Önce Milli Birlik ve Dayanışma Komisyonu dendi, komite dendi, komisyon dendi. Fakat adı denmedi. Yani ‘Bu Kürt meselesidir’ denmedi. Silah dendi, terör dendi” ifadelerini kullandı.




