Van’ın aktif fayları ve zayıf zemin yapısı nedeniyle deprem riski taşıdığını belirten Jeoloji Mühendisleri Odası Van Temsilcisi İskender Taş, özellikle nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu bölgelerdeki yapılaşmaya dikkat çekti. Alüvyon zeminler üzerine inşa edilen binaların olası bir depremde ciddi tehlikelerle karşılaşabileceğini kaydeden Taş, sondaj ve jeofizik çalışmalarıyla risklerin azaltılabileceğini ancak tamamen ortadan kaldırılamayacağını vurguladı. İpek Yolu Caddesi’nin alt kesimlerindeki zemin sıvılaşması tehlikesine dikkat çeken Taş, Edremit’in üst tarafları, Erek Dağı çevresi ve Kalecik bölgesindeki daha sağlam zeminlerin yeni yerleşim alanları açısından değerlendirilmesini önerdi.

“Van deprem riski taşıyan bir il”
Van’ın doğal jeolojik yapısında aktif fayların bulunduğunu dile getiren Taş, depremlerin etkilerini azaltmaya yönelik bilimsel çalışmaların önemini vurguladı.
Taş, “Van’ın tabii genel jeolojik yapısında aktif faylar vardır. Birinci ve ikinci derece deprem riski taşıyan bir il olduğu için bu depremler kaçınılmazdır. Belirli periyotlarla bu depremler yaşanır. Bunların etkilerini azaltmak için ne yapabileceğimiz konusunda çalışmalar yapmak lazım” dedi.
Kentte nüfus yoğunluğunun bulunduğu alanların önemli bir bölümünde alüvyon olarak tanımlanan zayıf zeminlerin yer aldığını aktaran Taş, bu alanlardaki yapıların deprem sırasında ciddi risk oluşturduğunu ifade etti.
Sondaj ve jeofizik çalışmalarıyla zemin iyileştirmesinin mümkün olduğunu belirten Taş, “Zemini iyileştirerek depremin etkisini bir miktar azaltabiliriz. Ancak depremin etkisini tamamen bertaraf edebilir miyiz? Tabii ki hayır. Bunun tek çözümü sağlam zeminler üzerine yapılaşmaktır” ifadelerini kullandı.

İpek Yolu’nun alt kesimlerinde sıvılaşma riski
Van’da özellikle İpek Yolu Caddesi’nin alt kesimleri ile havalimanı çevresinden Tuşba ilçesinin bir bölümüne uzanan bölgelerde yeraltı su seviyesinin yüksek, zemin yapısının ise zayıf olduğunu kaydeden Taş, olası bir depremde ağır sonuçlar yaşanabileceği uyarısında bulundu.
Taş, “İpek Yolu Caddesi’nin alt tarafları dediğimiz, havalimanından tutun da Altıntepe Mahallesi’ne ve Tuşba’nın bir kısmına kadar uzanan bölgelerde ciddi anlamda yeraltı su seviyesi yüksek ve zemin sınıfı çok zayıftır. Burası zemin sıvılaşmasının ortaya çıkabildiği bir zemindir” diye konuştu.
Söz konusu alanlarda yoğun yapılaşmanın sürdüğünü belirten Taş, yaptıkları çağrılara rağmen bu sürecin önüne geçemediklerini dile getirdi.
Taş, “Nüfus yoğunluğunun olduğu alanlarda, özellikle çarşı merkezi dediğimiz bölgelerde ve İpek Yolu’nun alt taraflarında şu anda yoğun bir yapılaşma söz konusudur. Biz ne kadar çağrıda bulunsak da bunu engelleyemedik. Ciddi anlamda yapılaşma devam ediyor, binalar yapılıyor” dedi.
Olası bir depremin yaratabileceği sonuçlara ilişkin endişesini paylaşan Taş, “Deprem olması durumunda, dediğim gibi, depremin yıkıcı etkisinden kaçamazsınız. Tablo çok felaket olabilir” ifadelerini kullandı.

Edremit ve Kalecik çevresinde sağlam zemin vurgusu
Van’da yeni yerleşim alanlarının daha sağlam zeminlere yönlendirilmesini öneren Taş, Erek Dağı çevresi, Edremit’in üst kesimleri ve Kalecik taraflarını örnek gösterdi.
Taş, “Van’ın çevresinde ve biraz daha yukarı kesimlerde, Erek Dağı’nın bulunduğu taraflarda, Edremit’in üst kesimlerinde ve Kalecik taraflarında zemin sınıfının biraz daha sağlam olduğu alanlar vardır” açıklamasında bulundu.
Yeni yolların açılması, cazibe merkezlerinin oluşturulması ve imar planlarının uygulanmasının önemine değinen Taş, “Yeni cazibe merkezleri oluşturularak yeni yollar ve yeni yerleşim alanları açılırsa, imar planları uygulanırsa, üst taraftaki 18. madde uygulamaları çözülürse ve çevre yolunun üst taraflarında yapılaşmaya gidilirse depremin etkisini bir miktar azaltabiliriz” diye konuştu.
Bu konuda bilim insanlarından da destek aldıklarını aktaran Taş, Van’ın sağlam zeminlere yönlendirilmesi gerektiğine ilişkin değerlendirmelerin bulunduğunu belirtti.

Zayıf zeminlerde deprem olmadan da oturma yaşanabilir
Zemin kaynaklı tehlikelerin yalnızca depremle sınırlı olmadığını vurgulayan Taş, zemin etütlerinde taşıma gücü, zemin emniyet gerilmesi ve temel özellikleri gibi parametrelerin incelendiğini kaydetti.
Taş, “Zemin sınıfının zayıf olduğu yerlerde oturmalar deprem olmadan da meydana gelebilir. Bu nedenle olaya sadece deprem açısından bakmamak lazım” dedi.
Kontrolsüz su sondajlarının da zeminde değişimlere yol açabileceğini belirten Taş, “Bazı alanlarda, örneğin bahçelerde gelişigüzel su sondajları yapılıyor. Bu suyun çekilmesi durumunda zeminde kurumalar meydana gelebiliyor ve bina bulunduğu yerde çökebiliyor. Bu tür tehlikeler ve riskler de var” ifadelerini kullandı.

“Deprem bilincinin halka aşılanması lazım”
Depremin önlenemeyeceğini ancak etkilerinin azaltılabileceğini dile getiren Taş, toplumdaki deprem bilincinin geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Seminer ve panellerin artırılmasını öneren Taş, jeoloji dersinin okullarda okutulması çağrısını yineledi.
Taş, “Sadece depremi durduramazsınız. Ancak depremden kendinizi koruyabilmeniz için deprem bilincinin halka aşılanması lazım. Bunun için panelleri, seminerleri ve diğer eğitim çalışmalarını biraz daha sıklaştırmak gerekiyor. Okullarda jeolojinin ders olarak verilmesini biz hep öneriyoruz” dedi.
Deprem bilincinin uzun vadeli bir eğitim süreciyle gelişeceğini belirten Taş, “Deprem bilincini oluşturduğumuz zaman ileride, belli bir süre sonra taşlar yerine oturur. Bu, tamamıyla deprem bilincini oluşturmakla ve biraz daha vicdanlı olmakla alakalı bir durumdur” değerlendirmesinde bulundu.
Jeoloji Mühendisleri Odası olarak kamu kurumlarıyla ortak çalışmaya hazır olduklarını vurgulayan Taş, denetimlerin yalnızca sivil toplum kuruluşlarının çabalarıyla sınırlı kalmaması gerektiğini ifade etti.
Taş, “Jeoloji Mühendisleri Odası olarak tüm kurum ve kuruluşlarla ortak çalışmaya hazırız. Halkı bilinçlendirme konusunda ne gerekiyorsa birlikte hareket etmeye hazırız. Ancak bu, tamamıyla sivil toplum kuruluşlarının işi değildir. Kurumların da denetimlerini biraz daha sıklaştırması gerekiyor” diye konuştu.
Açıklamasının sonunda sağlam zeminlerin bulunduğu üst kesimlerde yapılaşmanın değerlendirilmesini isteyen Taş, “Yukarı kesimlerde sağlam zeminler var. Buralarda yapılaşma gerçekleştirilebilir. Bizim dileğimiz, özellikle İpek Yolu’nun alt taraflarında yapılaşmanın azaltılmasıdır” ifadelerini kullandı.

Van’ın deprem geçmişi
Van, geçmişte yıkıcı depremlerle karşı karşıya kaldı. 23 Ekim 2011’de meydana gelen 7,2 büyüklüğündeki deprem, kent merkezi ve Erciş başta olmak üzere geniş bir alanda yıkıma neden oldu. 9 Kasım 2011’de yaşanan 5,6 büyüklüğündeki ikinci depremde de can kayıpları kaydedildi. İki depremde toplam 644 kişi hayatını kaybetti, 1.966 kişi yaralandı.
Van’ın deprem geçmişi, zemin özellikleri, yapı güvenliği ve yerleşim planlamasının önemini bir kez daha gündeme taşıyor. Taş’ın değerlendirmeleri, özellikle zayıf zeminlerdeki yapılaşma, sağlam alanlara yönelim, bilimsel zemin etütleri ve kurumsal denetimler konularının birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.





