Ağrı’nın Diyadin ilçesinde bulunan Mollakara Altın Madeni Projesi’ne ilişkin çevre ve hukuk tartışmaları sürüyor. Projeye verilen ÇED Olumlu kararına karşı açılan davada idari yargı süreci tamamlanırken, hukuk mücadelesi Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Hukukçular ve bölge halkı, açık ocak işletmeciliği ve siyanürlü yığın liç yöntemi nedeniyle su kaynakları, tarım alanları ve ekosistem üzerindeki olası etkiler konusunda kaygılarını dile getiriyor.

Van Barosu avukatlarından Jiyan Özkaplan, Koza Altın İşletmeleri A.Ş. tarafından yürütülen “Altın ve Gümüş Açık Ocağı, Cevher Zenginleştirme Tesisi (Yığın Liç Alanı, ADR Ünitesi, Kırma Eleme Tesisi) Revizyon Projesi” için verilen 29 Eylül 2023 tarihli ÇED Olumlu kararına karşı yürüttükleri hukuk mücadelesinin Anayasa Mahkemesi önünde devam ettiğini belirtti.

Özkaplan, Ağrı İdare Mahkemesi’nde açılan ÇED iptal davasının projenin çevresel ve ekolojik etkileri incelenmeden usul yönünden reddedildiğini, kararın temyiz edilmesinin ardından Danıştay 4. Dairesi tarafından onandığını aktardı.

Jiyan Ozkaplan

Davanın reddedilmesinde iki ayrı gerekçenin öne çıktığını belirten Özkaplan, bunlardan ilkinin davacılardan Haluk Agrin’in Tutak ilçesinde ikamet etmesi ve taşınmazlarının burada bulunması nedeniyle dava ehliyeti yönünden verilen ret kararı olduğunu söyledi.

Tutak’ın da Murat Nehri havzası ve proje etki alanı içerisinde bulunduğunu belirten Özkaplan, bu nedenle davacının projeden etkilenebilecek bölgede yaşadığını savundu.

Özkaplan ayrıca ÇED Olumlu kararının 2023 yılında internet sitesinde yayımlanması ve muhtarlıklarda askıya çıkarılması gerekçesiyle davanın süre aşımı yönünden de reddedildiğini belirtti. Yöre halkının ise söz konusu karardan ancak 5 Temmuz 2025 tarihinde haberdar olduğunu ifade etti.

İlk derece mahkemesinin kararının Danıştay 4. Dairesi tarafından onanmasının ardından Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunulduğunu aktaran Özkaplan, başvuruda çevre hakkı, mülkiyet hakkı, adil yargılanma hakkı ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğinin ileri sürüldüğünü söyledi.

“Bütün bir havzayı ilgilendiriyor”

Projenin bulunduğu alanın Fırat Su Havzası içerisinde ve Murat Nehri’nin hemen kıyısında yer aldığını belirten Özkaplan, açık ocak işletmeciliği ve siyanürlü yığın liç yöntemine ilişkin çevresel risklere dikkat çekti.

Özkaplan, madencilik faaliyetlerinin ağır metal salınımı, asit maden drenajı ve su kaynaklarının kirlenmesi gibi riskler yaratabileceğini, bunun yanı sıra bölgedeki endemik türlerin de zarar görebileceğini ifade etti.

Özkaplan, projeye ilişkin değerlendirmesinde, “Diyadin Mollakara Altın Madeni Projesi sadece yerel bir çevre kirliliği değil, bütün bir havzayı tehdit eden bir ekolojik yıkımdır” dedi.

“Madenin kendisine değil, faaliyet biçimine karşıyız”

Diyadin’de yaşayan yurttaş Ahmet Karatay ise bölgedeki kaygıların yalnızca maden sahasının bulunduğu ilçe ile sınırlı olmadığını söyledi.

Karatay, madenin kendisine karşı olmadıklarını, asıl endişelerinin faaliyetlerin yürütülme biçimi ve ortaya çıkabileceğini düşündükleri çevresel riskler olduğunu belirtti.

“Bizim karşı olduğumuz madenin kendisi değil. Ancak yöre halkı olarak ciddi bir tedirginlik yaşıyoruz. Bu sadece Diyadin’i ilgilendiren bir mesele değil. Ağrı, Muş, Bitlis ve Bingöl’e kadar uzanan, Murat Nehri havzasını etkileyen bir durum” diyen Karatay, siyanür kullanımı, dinamit patlatmaları ve ortaya çıkan tozların bölge halkında kaygıya neden olduğunu söyledi.

“Tarım alanları ve hayvancılık zarar görüyor”

Madencilik faaliyetleri nedeniyle tarım alanlarının zarar gördüğünü ve hayvancılıkla geçinen köylülerin sorun yaşadığını belirten Karatay, bazı köylülerin arazilerinin kamulaştırıldığını ifade etti.

Karatay, bölge halkının daha önce de çeşitli eylemler gerçekleştirdiğini belirterek, “Biz yıllardır köylülerle birlikte basın açıklamaları, oturma eylemleri ve protestolar yaptık. Ancak sesimizi yeterince duyuramadık” dedi.

Gürpınar Belediyesi’nden açıklama: “Provokasyon girişimidir”
Gürpınar Belediyesi’nden açıklama: “Provokasyon girişimidir”
İçeriği Görüntüle

Karatay, maden faaliyetlerinin uzun vadeli etkileri konusunda özellikle su kaynakları ve tarım alanlarına ilişkin kaygı taşıdıklarını söyledi.

“Murat Nehri’nin suyunun kirlenmesi, tarım alanlarının zarar görmesi ve uzun vadede sağlık sorunlarının ortaya çıkması ihtimali bizleri endişelendiriyor. Madenin atıklarının ve siyanürün oluşturabileceği risklere karşı alınan önlemlere güvenmiyoruz” ifadelerini kullanan Karatay, bölge halkının desteğiyle mücadeleyi sürdürmek istediklerini belirtti.

“Bu sadece Diyadin’in kaderi değil”

Karatay, kaygılarının yalnızca bugünkü yaşam koşullarıyla sınırlı olmadığını, gelecek nesiller açısından da endişe taşıdıklarını belirtti.

“Bu sadece Diyadin’in kaderi değil, bölgenin kaderidir. Bölgenin sağlığını ilgilendiriyor” diyen Karatay, çocuklarının ve torunlarının geleceğini düşündüklerini söyledi.

Kent Vizyon Bekliyor Sef ‘ Cicek Bahcesindeki Dikeni De Gormeli 4-1

Çevre örgütleri de havza bütünlüğüne dikkat çekiyor

Mezopotamya Çevre ve Ekoloji Platformu Koordinatörü Mirbahattin Demir de Mollakara Altın Madeni ile bölgede gündeme gelen Güneş Enerji Santrali (GES) projelerinin aynı coğrafyada yoğunlaşmasının çevresel baskıyı artırabileceğini belirtti.

Demir, konunun yalnızca bir maden sahası ya da enerji yatırımı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, Murat Havzası’nın bütünü açısından ele alınması gerektiğini söyledi.

“Murat Havzası yalnızca Diyadin’in meselesi değil” diyen Demir, havza üzerindeki faaliyetlerin su kaynakları, tarım alanları ve biyolojik çeşitlilik açısından birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

“Murat Nehri’nin kaynağında toksik risk oluşabilir”

Mollakara Altın Madeni’nde uygulanması öngörülen açık ocak işletmeciliği ile siyanürlü yığın liç yöntemine dikkat çeken Demir, bu yöntemlerin Murat Nehri’nin kaynağında çevresel risk oluşturabileceğini savundu.

Olası ağır metal kirliliği ve asit maden drenajının Diyadin’in yanı sıra Murat Nehri boyunca Fırat Havzası’na uzanan su kaynaklarını ve tarım alanlarını etkileyebileceğini belirten Demir, derin kazı ve patlatmaların yer altı su akiferleri üzerinde değişiklik yaratabileceği uyarısında bulundu.

Demir ayrıca bölgedeki termal su kaynaklarının da madencilik faaliyetlerinden etkilenebileceğini dile getirdi.

Tartışmanın odağında su kaynakları var

Mollakara Altın Madeni’ne ilişkin hukuk mücadelesi Anayasa Mahkemesi’ndeki bireysel başvuruyla devam ederken, bölgede yaşayan yurttaşlar ve çevre alanında çalışan isimler projenin özellikle su kaynakları üzerindeki olası etkilerine dikkat çekiyor.

Hukukçular ve çevre savunucuları, Murat Nehri havzasının geniş bir coğrafyayı beslediğini belirterek, madencilik faaliyetlerinin yalnızca proje sahasıyla sınırlı değerlendirilmemesi gerektiğini savunuyor.

Bölge halkı ise tarım, hayvancılık ve su kaynakları açısından uzun vadeli sonuçlardan endişe duyduklarını ifade ediyor. Mollakara’daki tartışmanın önümüzdeki süreçte yalnızca hukuki boyutuyla değil, projenin çevresel etkilerinin nasıl izleneceği ve su kaynaklarının mevcut durumunun nasıl ortaya konulacağı açısından da gündemde kalması bekleniyor.

Muhabir: Yasemin Dikici