Parsadan, özellikle sağlık, veri güvenliği ve toplumsal etkiler konusunda dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.
Van Bölge Gazetesine konuşan Parasadan, Yapay zekânın günlük yaşamda giderek daha fazla kullanılması, bu teknolojinin “ihtiyaç mı yoksa tehlike mi” olduğu tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
yapay zekânın ne tamamen vazgeçilmez ne de tamamen abartı bir teknoloji olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, kullanım alanlarında dikkatli olunması çağrısında bulundu.

“Ne Tam Vazgeçilmez Ne de Tamamen Abartı”
Sinem Parsadan, yapay zekânın günümüz koşullarındaki yerini değerlendirerek şu ifadeleri kullandı:
“Bugün yapay zekâyı tamamen vazgeçilmez ya da tamamen abartı olarak tanımlamak eksik olur.”
Yapay zekânın bir ihtiyaca yanıt verdiğini ancak bu ihtiyacın kaynağının teknoloji değil insan yaşamındaki hız ve verim baskısı olduğunu belirten Parsadan, şöyle konuştu:
“Yapay zekâ, özellikle hız, bilgi ve üretkenlik talebinin arttığı bir dünyada ciddi bir ihtiyaca cevap veriyor. Ama bu ihtiyacın kaynağı çoğu zaman teknolojinin kendisi değil; bizim yarattığımız aşırı hız ve verim baskısı.”
Parsadan ayrıca yapay zekânın yaşam biçimiyle doğrudan ilişkili olduğunu vurguladı:
“Yapay zekâ hayatı kolaylaştırıyor ama aynı zamanda sorgulanması gereken bir yaşam biçiminin de parçası.”

Avantajlar ve Riskler Bir Arada
Yapay zekânın insanın düşünme kapasitesini desteklediğini ifade eden Parsadan, şu değerlendirmeyi yaptı:
“En büyük avantajı, insanın düşünme kapasitesini desteklemesi. Büyük veriyle çalışmak, hızlı analiz yapmak, yaratıcı süreçleri beslemek açısından çok güçlü bir araç.”
Buna karşın risklere dikkat çeken Parsadan, şu uyarılarda bulundu:
“Algoritmik önyargılar, karar süreçlerinin şeffaflığını kaybetmesi ve teknolojinin belli merkezlerde toplanması ciddi bir sorun.”

“Yapay Zekâ Bir Otorite Değil, Araçtır”
Yapay zekâya yaklaşımın doğru belirlenmesi gerektiğini söyleyen Parsadan, net bir çizgi çizdi:
“Yapay zekâya bir otorite gibi değil, bir araç gibi güvenmeliyiz.”
Bilgiye erişim ve üretim süreçlerinde fayda sağladığını belirten Parsadan, kritik alanlara dikkat çekti:
“Bilgiye erişim, fikir üretimi, taslak oluşturma gibi alanlarda oldukça faydalı. Ama iş etik, hukuk, sağlık ya da insan hayatını doğrudan etkileyen kararlar olduğunda sınır net olmalı.”
Ve ekledi:
“Yapay zekânın devreye girdiği yerde insan sorumluluğu ortadan kalkmamalı.”

Sağlık ve Psikoloji En Hassas Alan
Sağlık ve psikolojik süreçlerin en riskli alanlar olduğunu vurgulayan Parsadan, şu ifadeleri kullandı:
“Bu çok hassas bir alan. Yapay zekâ, bilgi vermek ya da kişinin kendini ifade etmesine yardımcı olmak açısından destekleyici olabilir. Ama bir terapist ya da doktor değildir.”
Yanlış kullanım riskine dikkat çekerek şu uyarıyı yaptı:
“İnsanlar bazen yapay zekâyla konuşurken yargılanmadıklarını hissediyor. Ancak yanlış yönlendirme, duygusal bağımlılık ve profesyonel destekten uzaklaşma gibi riskler var.”
Sağlık konusunda çarpıcı bir benzetme yapan Parsadan, şunları söyledi:
“Doktora danışmadan yapay zekâ tavsiyelerine uymak, bir komşudan ilaç almak kadar risklidir.”

Veri Güvenliği: Hukuki ve Politik Bir Mesele
Kişisel verilerin önemine değinen Parsadan, konunun çok boyutlu olduğunu belirtti:
“Bu soru sadece teknik değil, aynı zamanda hukuki ve politik bir mesele.”
Yapay zekâ sistemlerinin çalışma yapısını açıklayan Parsadan, şu bilgiyi paylaştı:
“Çoğu yapay zekâ sistemi bireysel konuşmaları doğrudan ‘hatırlamaz’ ama büyük veri setlerinden öğrenir.”
En önemli riskin veri güvenliği olduğunu vurgulayarak şunu söyledi:
“Verilerin kim tarafından, nasıl saklandığı ve hangi yasal çerçeveyle korunduğu çok önemli.”
Ve uyardı:
“Yetersiz regülasyon ve kötü niyetli kullanım durumlarında risk her zaman var.”

"İlişkileri Dönüştürmüyor, Görünür Kılıyor"
Yapay zekânın toplumsal etkilerine değinen Parsadan, şunları söyledi:
“Yapay zekâ insan ilişkilerini tek başına dönüştürmüyor ama var olan kırılganlıkları görünür kılıyor.”
Toplumdaki mevcut sorunlara dikkat çeken Parsadan:
“Yalnızlık, hız ve performans baskısı zaten vardı. Yapay zekâ bunları yoğunlaştırdı.”






