ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’ın başkenti Tahran’a yönelik saldırısıyla başlayan çatışmaların üzerinden bir ay geçerken, bölgedeki askeri hareketlilik ve siyasi açıklamalar gerilimin daha da artabileceğine işaret ediyor. Özellikle ABD’nin son dönemde Ortadoğu’ya yaptığı askeri sevkiyat ve üst düzey açıklamalar, olası yeni bir aşamanın habercisi olarak değerlendiriliyor.
ABD Donanması’na ait USS Tripoli amfibi hücum gemisinin, yaklaşık 3 bin 500 deniz piyadesiyle birlikte bölgeye ulaşması dikkat çekti. Uzmanlara göre bu hamle, Washington yönetiminin yalnızca denizden değil, kara operasyonu ihtimaline karşı da hazırlık yaptığını gösteriyor. Bölgedeki askeri kaynaklar, sevkiyatın savunma amaçlı olmasının ötesinde, İran’a yönelik olası bir müdahalenin altyapısını oluşturabileceğini belirtiyor.
Öte yandan, İran’ın petrol ihracatı açısından kritik öneme sahip Hark Adası üzerindeki askeri hareketlilik de dikkatle izleniyor. Stratejik konumu ve enerji sevkiyatındaki rolü nedeniyle Hark Adası’na yönelik olası bir operasyonun, yalnızca askeri değil ekonomik sonuçlar da doğurabileceği ifade ediliyor. Böyle bir hamlenin küresel petrol piyasalarında ciddi dalgalanmalara yol açabileceği değerlendiriliyor.
ABD Başkanı Donald Trump ise İsrail televizyonuna verdiği röportajda yaptığı açıklamalarla tartışmaları daha da alevlendirdi. Trump, “ABD Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü ele geçirecek mi?” sorusuna “Evet. Şu anda oluyor.” yanıtını vererek dikkat çekti. Bu açıklama, dünya petrol ticaretinin yaklaşık üçte birinin geçtiği bu kritik su yolunda yeni bir güç dengesi oluşabileceği yönünde yorumlandı.
Diplomasi trafiğinin sürdüğünü belirten Washington yönetimi, bir yandan askeri hazırlıklarını artırırken diğer yandan uluslararası müzakereleri de açık tutmaya çalışıyor. Ancak sahadaki gelişmeler ve sertleşen söylemler, Ortadoğu’da önümüzdeki günlerde daha büyük bir çatışma riskinin göz ardı edilemeyeceğini ortaya koyuyor.
Uzmanlar, özellikle Hürmüz Boğazı ve Hark Adası gibi kritik noktalar üzerinde yaşanabilecek herhangi bir askeri hareketliliğin, sadece bölge ülkelerini değil, küresel ekonomiyi de doğrudan etkileyeceği konusunda uyarıyor. Bu nedenle önümüzdeki süreçte atılacak adımların, uluslararası dengeler açısından belirleyici olacağı ifade ediliyor.





