İktidar ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye”, Kürt siyasal hareketinin ise “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak adlandırdığı süreç, TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarıyla devam ediyor. Düzenlenen etkinlikler ve halk toplantılarında barış gündemde tutulurken, özellikle sosyal medyada tanınmış isimlerin Kürtlere yönelik ırkçı söylemleri tepki çekiyor.
Geçtiğimiz hafta Niğde’de mevsimlik tarım işçilerine yönelik gerçekleştirilen saldırı, gerilimin toplumsal boyutunu bir kez daha gündeme taşıdı. Siyasiler sahada barış mesajları verirken, sporun konuşulması gereken yeşil sahalara bile ırkçı söylemlerin yansıması dikkat çekiyor.
Konuyu Halkaların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Van Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit ile konuştuk. “Esasında Türkiye coğrafyası ırkçılığa müsait değil” diyerek sözlerine başladı.

SDG’nin fesih sözlerine MHP’den yanıt! Feti Yıldız şartı açıkladı
SDG’nin fesih sözlerine MHP’den yanıt! Feti Yıldız şartı açıkladı
İçeriği Görüntüle

“FARKLILIKLAR BİR İÇ TEHDİT OLARAK GÖSTERİLDİ”

Türkiye’nin, etnik ve inanç bağlamında zengin bir coğrafya olduğunu, tek bir dilin ve tek bir inancın olmadığını belirten Sayyiğit, “Birçok uygarlığın birbirine değdiği, birbirine bir şey kattığı bir coğrafya. Kısacası tam bir çiçek bahçesi. Ama buna göre bir politika izlenmedi. Türkçe dışındaki her şey yok sayıldı. Sınıfsız, kaynaşmış, homojen bir ulus devlet inşa edilmek istendi. 1921 Anayasası çeşitliliği kabul eden bir çoğulculuğa sahipken 1924 Anayasası ile halklar bir anda inkar edildi. On yıllarca tekçi bir hegemonya yaratılmak istendi. Toplum manipüle edildi, farklılıklar bir iç tehdit tehdit olarak gösterildi. Dolayısıyla farklılıklara yönelik bir ulus devlet bilinçli bir program vardı. Buna en çok Kürt halkı direndi, tabii direndikçe de hedef haline getirildi.” dedi.

C626Ba6A 868B 4676 9Eb0 13153C65F526

“BARIŞIN GÜVENCESİ, DEMOKRATİK TOPLUM OLABİLİR”

Sayyiğit, gelinen noktada tekçi hegemonyanın kırılmaya başladığını ve bunun da sancıları olduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Devlet ve İktidar aklının zihni berrak değil, seçkin bazı sınıflar imtiyazlarını koruma derdinde. Böyle olunca da demokratik değişim ve dönüşüm kadük kalıyor. Şu an yürüyen bir süreç var, bunu barış ve demokratik toplum süreci olarak ifade ediyoruz. Çünkü barışın güvencesi, demokratik toplum olabilir. Öcalan’ın sunduğu perspektifte tüm halkları içeren bir barış ideali söz konusu. Bununla birlikte ırkçı hücreler de uyanmış durumda. Elbette her zaman ırkçı saldırılar var, Kürtçe konuştuğu için saldırıya uğrayan mevsimlik tarım işçileri, inşaat işçileri hep oldu. Amedspor yöneticilerinin nasıl linç edildiği de hafızalarda. Hatta Kayseri’de Çerkesce konuştuğu için gençlerin nasıl sözlü tacize uğradığını da gördük. Dolayısıyla ortada lokal ve istisnai bir durum yok.”

“ADININ ÖNÜNDE ‘PROF’ YAZANLAR DA BUNUN BİR PARÇASI”

​Devletin ve iktidarın on yıllardır izleyici konumunda kaldığını söyleyen Sayyiğit, “Yasalarda diğer dilleri, inançları koruyan bir madde yok. Bugünlerde çözüm süreciyle birlikte uyanan bir ırkçı klik var. Adının önünde “Prof” yazanlar dahi bunun bir parçası. Dolayısıyla mobilize olabilen kronik bir ırkçılık var. Kimi Kürtleri aşağılıyor, kimi Kürt kentlerine iskandan bahsediyor. Buna karşı devlet suspus. Böyle olmaz, çünkü ırkçılar en büyük cesareti cezasızlık politikalarından alıyor. Dikkat çekici olan, eşitlikten bahsedildikçe bir bilinçaltının uyanması. Bu yüzden Kürt sorunu, bir anlamda eşit yurttaşlık sorunudur. Çünkü ülke bir kodla yönetildi yıllarca, bunun sağladığı konforu terk etmek etmek kolay değil. Ama Türkiye bir halklar bahçesi, rengarenk bir bahçe. Böylesi fiili bir realitede ırkçılığın, ötekileştirmenin de bir limiti var. Bu yüzden zayıfladıkça, hegemonya kırıldıkça hırçınlaşabilir ama başarılı olamaz.” şeklinde konuştu.

“DEVLET AKLINDA BİLİNÇ DEĞİŞİKLİĞİ OLMAK ZORUNDA”

Sayyiğit, artan ırkçı söylemlerin önüne nasıl geçilebileceğine yönelik sorumuza ise şöyle cevap verdi: “​Yaşadığımız coğrafya çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı bir coğrafya. Buna rağmen coğrafyamıza “tekçilik gömleği” biçildi. Farklı olan yabancı görüldü, öteki sayıldı. Öteki olan da kamusal alandan kovuldu. Dolayısıyla devlet aygıtını ırkçı saldırılardan ayrı tutamayız, çünkü tarihsel ve politik bir olgu var karşımızda. Bu sebeple devlet aklında bir bilinç değişikliği olmak zorunda. Bunun yolu da yüzleşmedir, tüm toplumun yüz yılda yaşananları şeffaf bir şekilde öğrenmeye ihtiyacı var. Nefret suçlarına yönelik caydırıcı tedbirler alınmalı, her yurttaşın kimliği ve inancı Anayasal güvenceyle korunmalı. Özellikle kullanılan dil çok önemli, çünkü bilinç de dil ile açığa çıkar.”

E6B4A967 1119 4242 8D87 A16A6B0B54B3

“BU DİL İLE SÜRECİN TOPLUMSALLAŞMASI KOLAY OLMAZ”

Çözüm sürecinde dahi bir dil sorunu olduğunu belirten Sayyiğit, “Toplumsal barışın inşasından bahsediyoruz, ortada bir demokrasi talebi var ama süreci “Terörsüz Türkiye” parantezine sıkıştıran bir akıl var. Bu dil ile sürecin toplumsallaşması kolay olmaz, halklar arasında bir dayanışma ve bütünleşme de sağlanamaz. Balık baştan kokar demişler, bu yüzden ülkeyi yöneten iktidarın dilini değiştirmesi lazım. Yine medyanın dili çok önemli. Medyanın dili hâlâ aynı, hâlâ öcüleştiren bir dil var. En azından zor da olsa yakalanan bir çözüm sürecinde değişebilirler, ama süreci de yok sayan bir yaklaşım var maalesef. Buna karşın Meclis’te bir komisyon kuruldu; içinde dayanışma, birlik ve kardeşlik olması da anlamlı. Bunun içinin doldurulması elzem. Dolayısıyla sorunlar çözülebilir, ama bazı önyargılar da kırılmalı.” dedi.

“İKTİDAR DA MUHALEFET DE CESUR OLMALI”

Yasal düzenlemelerin de şart olduğunun altını çizen Sayyiğit, “Yarım ağızla da olsa geçmişteki yanlış uygulamalardan bahsediliyor. Türkiye toplumuna bunların şeffaf bir şekilde anlatılması lazım. İktidar da, muhalefet de cesur olmalı; çünkü ortada güçlü bir çözüm ihtimali var. Öcalan da tüm Türkiye halklarına hitap eden bir barış konsepti ortaya koymuş durumda. Bunu sadece Kürtler değil, tüm Türkiye halkları sahiplenmeli. Çünkü demokratik toplum, aynı zamanda toplumsal bir harmoniyi amaçlıyor. Binlerce halk buluşması gerçekleştirdik, bunu halkların içinde gördük. Devlet de, iktidar da, muhalefet de buna göre davranırsa bir barış iklimini yaratmak zor olmaz.” şeklinde konuştu.

Muhabir: KADİR CESUR