Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş, 27 Eylül 2024’te yurttan ayrıldıktan sonra kaybolmuş, 15 Ekim 2024’te ise Van Gölü’nün Mollakasım Köyü sahilinde cansız bedeni bulunmuştu. Adli Tıp Kurumu raporunda ölüm nedeni “suda boğulma” olarak belirtilmiş, ancak bu durumun intihar, kaza ya da dış etken sonucu meydana gelip gelmediği yönünde kesin bir değerlendirme yapılamamıştı.

Van Barosu tarafından açıklanan Adli Tıp Raporuna göre Rojin’in vücudunda iki farklı erkeğe ait DNA örnekleri tespit edildi. 11 Ekim 2025’te açıklanan bu gelişme, soruşturmanın seyrini değiştiren önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirildi. Kızının cinayete kurban gittiğini dile getiren Nizamettin Kabaiş, Rojin Kabaiş’in ölüm yıl dönümünde açıklama yaparak, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Şevli’nin otopsiye katıldığını iddia etmişti. ATK'nın açıklamasının ardından Van'da birçok STK ve YYÜ öğrencileri eylemlerini sürdürürerek Rojin'e ne oldu? sorusunu soruyor.

Ccccc.jpeg

Şedal, 52 yıllık süreçte büyük bedeller ödendi
Şedal, 52 yıllık süreçte büyük bedeller ödendi
İçeriği Görüntüle

ROJİN DAVASI HANGİ AŞAMADA?

Gazetemize konuşan baba Nizamettin Kabaiş, “Şu an dosyada yüzde 70 ilerleme var. Keşke bu daha önce yapılsaydı. İnşallah olay çözülür, adalet yerini bulur. Daha önce de bunları yapabilirlerdi. Kızımın telefonunu açmak için Portekiz'e göndermişler. Neden daha önce gönderilmedi? Adli Tıp avukatlarımızın sorduğu soruları daha önce de cevaplandırılabilirdi. Neden bir yıl sonra o cevaplar geliyor. Çok gecikti, deliller karartılmış olabilir. İzler kaybedildi. Katiller ortada yok. Belki de yurt dışına kaçmış da olabilir. Yani bu süreç çok yavaş yürütüldü. Görevini kötüye kullanlar oldu. Çok zor durumdayım. Son zamanlarda öğrenciler yürüyüş yapıyor. Vicdan sahipi herkes bu durumu kabul etmiyor” dedi.

Rojin Kabais Icin Adalet Dna Yok Dediler Simdi Nasil Bulas Oluyor

“BU SÜREÇTE BİRÇOK ENGELLE KARŞILAŞTIK”

İlk günden itibaren Rojin’in ölümünün aydınlatılmasıyla ilgili birçok engelle karşılaştıklarını ifade eden Kabaiş, “Engel olan kişiler oldu. Sürekli intihardan bahsettiler. Acı nedir? Bilmiyorlar. Demediler ki bu aile acı çekiyor. Bu durum bir araştırılsın, otopsi raporu çıksın. Ondan sonra biz intihardan veya cinayetten bahsedelim. Ama böyle yapmadılar. Bizi hesap etmediler, düşünmediler. intihar diye suda boğulma dediler; fakat iki erkeğe ait DNA neden daha önce açıklanmadı? Yani ilk baştan beri iki erkeğe ait DNA var dediler. Belki bulaştı dediler, 200’den fazla kişiden örnek aldılar; fakat eşleşme olmadı. Bu olayı iki ay içerisinde de tespit edebilirlerdi. Neden bir yıl sonra Adli Tıp bu cevabı bu kadar geciktirdi? Rojin için rektör de bir şey yapmadı. Ben kızımı onlara emanet ettim. O da bu konuyu benim gibi araştırması lazımdı. Rojin’in bazı bölgelerinde yaralar vardı, darp izleri vardı. Onları da dosyada yazmadılar. Engel olan insanları ben orada gördüm” şeklinde konuştu.

Roji̇n Kabai̇ş 1 Kopya 2

“İNTİHAR SÜSÜ VERDİLER AMA YÜZDE 100 CİNAYETTİR”


Kızının ölümüne ilişkin detaylara da yer veren Kabaiş, şunları aktardı: “Kamerayı kayıtlarını göstersinler. Bizim çocuğumuz kesinlikle intihar etmemiştir. Çocuğumuzu çok iyi tanıyorduk. Herhangi bir sorunu, sıkıntısı yoktu. Bir sıkıntı olsaydı okula gitmezdi. İntihar süsü verdiler. Ama baştan beri söyledim, yine söylüyorum; bu yüzde 100 bir cinayettir. Çünkü ortada iki erkeğe ait DNA'lar var. Bir de darp izleri var. Ak ciğerinde su yok. Bir insan suda boğulursa ak ciğerinde su olur, vücudunda şişme olur. Ben otopsi başlamadan önce gittim, baktım. Onun için ısrar ediyorum, isyan ediyorum. Yani kimse demesin senin kızın intihar etmiş. Tam tersi olması lazımdı. Katiller kimse, peşine düşülmesi lazımdı. Onu araştırmıyorlar. Sürekli intihar dediler.

“DEVLET BÜYÜKLERİNE GÜVENİYORUM”

Kızının dosyası ile ilgili araştırma noktasında ve aydınlatılmasında yetkili mercilere güvendiğini belirten Kabaiş, “Ben devletin büyüklerine, Cumhurbaşkanı’na, Meclise sesleniyorum. Olayı takip etsinler. Görevi kötüye kullanan kişiler, Rojin’in hakkını savunmayan kişiler cezasını çeksinler. Ben üniversiteye bir şey demiyorum. Üniversite, hepimizin üniversitesidir, devletindir. Devlet de biziz, halktır. Ama oradaki şahıslar, görevini kötüye kullanan kişiler cezalarını çekmelidir. Nasıl bilmiyorsunuz Rojin’e ne olduğunu? O kadar kameralar var. Nasıl belli olmaz kamerada Rojin’in nereye gittiği? Telefonu nerede sinyal verdiği? Üç gün içinde kiminle beraber kaldığı, nereye gittiği, kaç gün okula gittiği, bunların hepsi tek tek araştırılması lazım. Mutlaka bir şey çözülür. Çok detaylı araştırılmadı. Bir yıldır hala da diyorlar telefon açılmamış. Portekiz'e gönderdik diyorlar. Peki şimdiye kadar neredeydiniz? Bugün benim kızım benim evimde kaybolsaydı inanın bizim küçüklerden tut büyüklere kadar hepimiz göz altında olacaktık. Senin kızın senin evde kaybolmuş, nasıl bilmiyorsun? diye sorarlardı. Peki, bu niye üniversiteye sorulmuyor? Rektör hiç konuşmuyor. Bu konuda hiç kimse konuşmasınlar diye öğrencileri de susturmuş. İnşallah halk, millet sahip çıkacak kızıma. Herkes ayaklanmış, yürüyüşler olmuş. Allah'ın izniyle ben meclise de, devletin büyüklerine de güveniyorum. Şu anda el atmışlar, takip ediyorlar. Bir sefer Ankara'ya gittim, yine gideceğim” dedi.

"REKTÖR DOĞRUYU SÖYLESİN”

Gazetemizin Rektör Hamdullah Şevli ile yaptığı görüşmede yöneltilen “Otopsi odasına girdiniz mi, girmediniz mi?” sorusuna, Şevli’nin “Böyle bir şey söz konusu değil” yanıtını verdi. Öte yandan söz konusu iddialara ilişkin açıklamada bulunan Van-Hakkari Tabip Odası Başkanı ve Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Koç da, olayın ilk gününden itibaren süreci yakından takip ettiklerini belirterek, “Otopsi işlemlerine yalnızca yasal yetkisi bulunan uzmanlar katılmıştır. Otopsi odasına yetkililer dışında Vali dahil kimse giremez” dedi.

Baba Nizamettin Kabaiş ise bu iddiaları reddederek çarpıcı açıklamalarda bulundu. Kabaiş, rektörün ve bazı yetkililerin otopsi süresince olay yerinde bulunduğunu, delillerin karartıldığını iddia etti.

Kabaiş, otopsi işlemleri boyunca Rektör Şevli’nin hastaneden ayrılmadığını öne sürerek şunları söyledi:

“Kesinlikle, Rektör Bey’in söyledikleri doğru değil. Savcı onlara hiçbir şey demedi. Benden önce ilk onlar gitti, vücuda baktılar ve otopsi sürecini yakından takip ettiler. Ancak darp izlerini rapora yazmadılar. Bu nedenle rektörden de mülki amirden de şüpheleniyorum. İkisi de oradaydı, savcı da onlara hiçbir uyarıda bulunmadı. Bizim avukatımız geldiğinde ise, bağımsız taraftan bir doktor getirmişti. Ancak o doktorun içeri girmesine izin verilmedi. Savcıyla Van Barosu temsilcileri arasında tartışma yaşandı. ‘Yasaktır, giremezsiniz’ dediler. Ben o gün oradaydım, her şeyi gözümle gördüm. Otopsi işlemleri gece saat 02.00’ye kadar sürdü. Rektör o saat boyunca hiç ayrılmadı. Benim yanıma geldiler, sonra ayrı ayrı başka odaya girip gizli konuşmalar yaptılar. Bunların hepsini gözlerimle gördüm.“

Rojin Ve Babası 2

“SONUÇLAR ÇIKMADAN ‘İNTİHAR’ DEDİLER“

Otopsi sonucu çıkmadan yetkililerin olayı “intihar” olarak değerlendirdiğini söyleyen Kabaiş, “Otopsi yapıldığında ben fenalaştım; ambulansın içine, benim yanıma geldiler. Direkt dediler: 'Senin kızın intihar etmiş.' Bu insanlığa sığmıyor. Bu insanlık değil. Bir insan acı çekerken ona nasıl, hangi şekilde, 'Senin kızın intihar etmiş' diyorsun? Bir otopsi çıksın, ondan sonra acıyı paylaşın. İnsan biraz acıyı paylaşır” ifadelerini kullandı.

“NASIL HESAP VERECEKSİNİZ?”

Olayın intihar süsü verilerek kapatılmaya çalışıldığını iddia eden Baba Kabaiş, “'İntihar desek her şey kapanır' diye üstünü kapatmaya çalıştılar. Peki, Rojin öbür dünyada siz ne diyeceksiniz? Nasıl hesap vereceksiniz Rojin’e, ailesine? Biz o kadar acı çekerken siz 'Ben girmedim' diye yalan söylüyorsunuz. Eğer gerçekten Rojin’e acıyorsan, öyle söylüyorsan bunu gösterirsin. 'Ben Rojin için acıyorum, oraya geldim' diyorsan makam arabasına binip ambulansın önüne düşerdin, 'Bu benim kızım, ben Diyarbakır’a gideceğim, Rojin’le beraber ambulansın önünde' derdin. Direkt Diyarbakır’a gider, taziyeyi orada yapar, sonra dönerdin. Ama lafla üç ay geçti; sonra zorla rektörle birkaç müdür geldi” diye konuştu.

“ROJİN HAKKINDA KİM KONUŞTUYSA DAVA AÇILIYOR, SUSTURULUYOR”

Rojin hakkında sosyal medya yoluyla paylaşım yapanlara dava açıldığını ve hesapların birer birer kapatıldığını söyleyen Baba Kabaiş, “Biri Rojin’in davası hakkında konuşunca hemen hesaplar kapatılıyor ya da dava açılıyor. Niye öyle yapıyorsun, neden? Zaten seni sorguya çekecekler. Millet soracak, üniversitedeki gençler de senden soracak, Rojin’in ailesi de senden soracak. Biz niye gitmiyoruz? Muş Üniversitesi’ne niye sormuyoruz? Bitlis Üniversitesi’ne niye sormuyoruz? Başka illerin üniversitelerine gidip soramayız. Rojin ne oldu? Van’da kaybolmuş; Van Üniversitesi’nden soracağız. Üniversitenin sorumluluğu rektördedir. Bunların hepsi ortadadır” dedi.

Rojin Kabaisin Olumunde Ihmaller Ve Cevapsiz Sorular

“HESAP VERECEKSİNİZ”

Delillerin karartıldığını iddia eden Baba Kabaiş, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“'Niye yalan konuşuyor, ben girmedim' diyor? Kesinlikle içeri girdi. Delilleri de onlar kararttı. Rojin’in sırtında darp izi vardır, elbiselerinde kan çıkmıştır; dosyada yazılıdır. Parmağı kırıktır; bu da dosyada yer almaktadır. Dosyada gizlilik kararı bırakmışlar. Göreceksin, gün gelecek, bunların hepsi ortaya çıkacak. 'Yok efendim, darp izi yok, cebinde yoktur, suda boğulma kabulü' diyorlar. Nedir bunlar? Neden o çocuğun günahını alıyorsunuz? Hadi 'intihar' diye kapattınız dosyayı. Eğer biz ilgilenmeseydik, barolar da ilgilenmeseydi, dosyayı çoktan kapatırlardı. Elinize ne geçecek? Öbür dünyada ne hesap vereceksiniz?”

“KIZIMA NE OLDU?”

“Biz hakkımızı Allah’a havale edeceğiz ama mücadeleyi sürdüreceğim” ifadelerini kullanan Baba Kabaiş, konuşmasını şöyle sonlandırdı: “Takip edeceğim; bu davanın peşini bırakmayacağım. Nerede olursa olsun, her sokakta, her tarafta, her kapıyı çalacağım, soracağım. Emniyet, savcılık, rektörlük, Diyarbakır ya da Van! Neresi olursa olsun gidip soracağım: Kızıma ne oldu?”

Muhabir: EDANUR KUŞ