Muş’ta jeotermal kaynakların değerlendirilmesine yönelik tartışmalar sürerken, Meşe Derneği Başkanı İhsan Aytemiş, yatırımların çevresel etkileri ve uzun vadeli sonuçları konusunda uyarılarda bulundu. Muş Alparslan Üniversitesi ile Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı (DAKA) iş birliğiyle gündeme getirilen çalışmalara ilişkin açıklama yapan Aytemiş, kalkınmanın yalnızca ekonomik kazanç ve yatırım tutarı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti. Toprağın verimliliğinin, su kaynaklarının temizliğinin, halk sağlığının ve gelecek kuşakların yaşam hakkının korunmasının öncelikli olması gerektiğini vurguladı.

“Yatırımın riskleri de açıklanmalı”
Jeotermal kaynakların seracılık, ısıtma ve termal turizm gibi alanlarda kullanılabileceğini belirten Aytemiş, bu faaliyetlerle elektrik üretimi amacıyla Jeotermal Enerji Santrali (JES) kurulmasının birbirinden farklı uygulamalar olduğuna dikkat çekti. Jeotermal kaynakların doğal ve yenilenebilir olarak tanımlanmasının, çevresel açıdan hiçbir risk taşımadığı anlamına gelmediğini ifade eden Aytemiş, projelerin olası etkilerinin bilimsel verilerle ortaya konulması gerektiğini kaydetti.
Jeotermal faaliyetlerin çevresel etkilerinin; akışkanın kimyasal içeriğine, kullanılan teknolojiye, sahanın jeolojik özelliklerine ve denetim mekanizmalarına bağlı olarak değişebileceğini belirten Aytemiş, ekonomik faydalar kamuoyuna anlatılırken olası risklerin ve uzun vadeli maliyetlerin de aynı açıklıkla paylaşılmasını istedi.
“Seracılık ve termal turizm adı altında JES’e dönüşüm olmamalı”
Açıklamasında proje amaçlarının sonradan değiştirilmesi ihtimaline de dikkat çeken Aytemiş, termal turizm, otelcilik ve seracılık hedefleriyle gündeme getirilen çalışmaların ilerleyen süreçte elektrik üretimine yönelik JES projelerine dönüştürülmemesi gerektiğini belirtti.
Varto’da geçmişte otelcilik ve seracılık hedefleriyle gündeme gelen jeotermal kaynakların ardından JES tartışmalarının yaşandığını hatırlatan Aytemiş, bu durumun kamuoyundaki kaygıları artırdığını ifade etti.
Aytemiş, her projenin kullanım amacının, sondaj derinliğinin, üretim kapasitesinin ve olası genişleme planlarının başlangıçta açıklanmasını istedi. Projenin amacı veya kapasitesi değiştiğinde yeni çevresel değerlendirmelerin yapılması ve halkın karar süreçlerine katılımının sağlanması gerektiğini vurguladı.
Su kaynakları ve tarım arazileri için uyarı
Jeotermal sondajların çevresel etkilerinin yalnızca sondaj derinliğine bakılarak değerlendirilemeyeceğini belirten Aytemiş, yaklaşık 3 bin metreye ulaşabilen sondajlarda sahanın jeolojik yapısının ve yer altındaki akışkanın özelliklerinin belirleyici olduğunu kaydetti.
Jeotermal akışkanların kimyasal bileşimine bağlı olarak ağır metaller ve başka kirleticiler içerebileceğine işaret eden Aytemiş, bazı sahalarda zehirli gazlarla karşılaşılabileceğini belirtti. Kontrolsüz gaz salımı, sızıntı veya uygunsuz deşarj gibi durumların meralar, tarım alanları, bitki örtüsü, akarsular, pınarlar ve yer altı suları açısından risk oluşturabileceğini ifade etti.
Bu nedenle projelere ilişkin kararların kapsamlı incelemeler yapılmadan alınmaması gerektiğini dile getiren Aytemiş, su ve toprak analizlerinin kamuoyuyla paylaşılması ve olası etkilerin bağımsız bilimsel çalışmalarla değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
“Üniversite riskleri de sorgulamalı”
Muş Alparslan Üniversitesinin sürece ilişkin sorumluluğuna da değinen Aytemiş, bir bilim kurumundan yalnızca yatırımların sağlayacağı ekonomik getirileri değil, çevresel ve toplumsal sonuçlarını da sorgulamasının beklendiğini belirtti.
Bilimsel değerlendirmenin bağımsız biçimde yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Aytemiş, çiftçilerin, köylülerin ve bölge halkının yaşam kaynaklarını korumanın temel öncelik olması gerektiğini kaydetti.
Muş Ovası ve Murat Nehri havzası için bütüncül değerlendirme talebi
Açıklamasında Muş Ovası ve Murat Nehri havzasındaki mevcut çevresel baskılara da dikkat çeken Aytemiş, bölgede siyanürlü altın madenciliğine ilişkin kaygılar yanıt beklerken yeni faaliyetlerin havza üzerindeki toplam etkisinin değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Her projenin yalnızca kendi sınırları içinde ele alınmasının yeterli olmayacağını belirten Aytemiş, farklı faaliyetlerin su kaynakları, tarım arazileri ve ekosistem üzerindeki birikimli etkilerinin de araştırılmasını istedi.
Havzanın bütününün dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Aytemiş, çevresel kararların yalnızca tek tek projeler üzerinden değil, bölgenin doğal kaynaklarının taşıma kapasitesi üzerinden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
“Muş’un üretim potansiyeli değerlendirilmeli”
Muş’un tarım, hayvancılık ve arıcılık alanlarında önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirten Aytemiş, üreticilerin yaşadığı sorunların çözümüne yönelik yatırımların da önceliklendirilmesi gerektiğini söyledi.
Ürünlerin işlenmesi, depolanması, taşınması ve pazarlanması konusunda yaşanan sorunlara dikkat çeken Aytemiş; sulama altyapısının güçlendirilmesi, lojistik olanakların geliştirilmesi ve üreticilerin pazara erişiminin kolaylaştırılması gerektiğini ifade etti.
Aytemiş, Muş–Kulp–Diyarbakır yolu, demiryoluyla yük taşımacılığı ve güçlü bir lojistik merkez oluşturulması gibi başlıkların da bölgenin ekonomik kalkınması açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, tarımsal üretimin güçlendirilmesine yönelik adımların aynı kararlılıkla ele alınmasını istedi.
“Bağımsız bilimsel değerlendirme yapılmalı”
Meşe Derneği Başkanı İhsan Aytemiş, jeotermal yatırımlara ilişkin karar süreçlerinde bağımsız bilimsel incelemelerin yapılmasını, su ve toprak analizlerinin açıklanmasını, havzanın toplam taşıma kapasitesinin değerlendirilmesini ve halkın karar alma süreçlerine katılmasını talep etti.
Yaşam kaynakları açısından kabul edilemez riskler taşıdığı bilimsel olarak ortaya konulan projelerden vazgeçilmesi gerektiğini belirten Aytemiş, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Muş’un toprağı deneme alanı, suyu atık alıcısı, halkı da bedel ödeyen taraf olamaz! Altın da enerji de üretilebilir; yok edilen bir ovanın, kirletilen bir suyun yeri doldurulamaz!”




