Dindar, “umut hakkı”, koşullu salıverme sistemi ve infaz rejiminin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları çerçevesinde yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirterek Adalet Bakanlığı’na yazılı soru önergesi sundu.

Dindar, önergesinde Kürt meselesinin çözümsüzlüğü nedeniyle güvenlik merkezli bir yaklaşımın hukuk sisteminde “özel hukuk alanı” yarattığını, bu durumun da Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve ilgili mevzuatta genel hukuk ilkelerinden sapmalara neden olduğunu ifade etti.

Milletvekili, özellikle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası uygulamalarının “ölçülülük ilkesini” ihlal ettiğini belirterek, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 107/16. maddesiyle koşullu salıverme hakkının ortadan kaldırıldığını vurguladı.

Özgür Özel’den Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Sandık Çağrısı
Özgür Özel’den Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Sandık Çağrısı
İçeriği Görüntüle

Dindar, bu durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. Maddesi uyarınca “insanlık dışı muamele yasağını” ihlal ettiğini belirtti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Vinter, Trabelsi, Öcalan (No.2), Gurban, Kaytan ve Boltan kararlarında Türkiye’deki ağırlaştırılmış müebbet rejimini hukuka aykırı bulduğunu hatırlattı.

AİHM’in bu kararlarında, yeniden değerlendirme ve “umut hakkı”nı güvence altına alan mekanizmaların kurulması gerektiğini vurguladığını belirten Dindar, ayrıca Birleşmiş Milletler (BM) İşkenceye Karşı Komitesi’nin de Türkiye’ye ağırlaştırılmış müebbet uygulamasını gözden geçirme çağrısı yaptığını anımsattı.

Dindar, insan haklarına uygun bir infaz rejiminin oluşturulmasının, koşullu salıverme ve yeniden değerlendirme sistemlerinin getirilmesinin Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerinin bir gereği olduğunu ifade etti.

Bu kapsamda Dindar, Adalet Bakanlığı’na şu sekiz soruyu yöneltti:

  1. Türkiye’de “umut hakkı”nın tanınması ve uygulanması amacıyla hangi girişimler başlatılmıştır? Ağırlaştırılmış müebbet infaz rejiminde “umut hakkı”nın korunması için bugüne kadar herhangi bir yasal düzenleme yapılmış mıdır? Yapılmadıysa Adalet Bakanlığı bu konuda bir çalışma yürütmeyi planlamakta mıdır?

  2. Türkiye’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan hükümlüler bakımından “koşullu salıverme” imkânı neden tamamen ortadan kaldırılmıştır? Bu uygulamanın AİHM’in Vinter, Trabelsi ve Öcalan (No.2) kararlarıyla açıkça çeliştiği yönündeki değerlendirmelere katılıyor musunuz?

  3. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 107/16. maddesinin, AİHM kararlarıyla uyumsuz olduğu yönündeki eleştiriler dikkate alınarak, bu maddenin yeniden düzenlenmesi konusunda Bakanlığınız ne tür çalışmalar yapmaktadır?

  4. Ağırlaştırılmış müebbet mahpuslarının hücre tipi ceza infaz kurumlarında uzun süreli tecride maruz bırakılmasının, insan hakları hukuku ve AİHS’nin 3. Maddesi bakımından yarattığı ihlaller konusunda Bakanlığınızın bir değerlendirmesi var mıdır?

  5. Ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerine ilişkin idare kurulu kararlarının denetim ve temyiz yolları neden sınırlıdır? Bu kararların yargısal denetimine imkân tanıyacak bir mekanizma oluşturulması planlanmakta mıdır? Bu konuda cezaevleri arasında uygulamada yeknesaklığın sağlanması ve hak ihlallerinin önlenmesi amacıyla alınan tedbirler nelerdir?

  6. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası infaz edilen kurumlar arasında ciddi uygulama farklılıkları olduğu iddiaları doğru mudur? Bu farklılıkların denetimi ve standartlaştırılması amacıyla Bakanlığınız ne tür adımlar atmaktadır?

  7. BM İşkenceye Karşı Komitesi’nin Türkiye’ye yönelik ağırlaştırılmış müebbet uygulamasını gözden geçirme çağrısı Bakanlığınızca nasıl değerlendirilmiştir? Bu tavsiyelerin yerine getirilmemesinin gerekçesi nedir?

  8. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler uyarınca “insancıl infaz koşulları”nı sağlamak ve “yeniden topluma kazandırma” ilkesini hayata geçirmek için ağırlaştırılmış müebbet rejiminin reforme edilmesine yönelik bir eylem planı bulunmakta mıdır?

Milletvekili Dindar, Türkiye’nin uluslararası insan hakları yükümlülükleri çerçevesinde infaz rejimini gözden geçirmesi gerektiğini vurguladı. “Umut hakkı”nın tanınmasının, yalnızca hukuki bir zorunluluk değil, aynı zamanda insani bir yükümlülük olduğunu ifade eden Dindar, bu konuda somut adımlar atılması çağrısında bulundu.

Muhabir: SELİM TEKİN