Türkiye’de son yıllarda artan kadın cinayetleri, toplumun en derin yaralarından biri olmaya devam ediyor. Resmi verilere göre son beş yılda 1600’ü aşkın kadın hayatını kaybetti. Ancak birçok yurttaşa göre bu sayı, gerçeğin yalnızca görünen kısmı.
Biz de bu tabloyu sokağa taşıdık ve Van’da yurttaşlarımıza mikrofon uzattık. Ortaya çıkan tablo, yalnızca rakamların değil, toplumun ruh halinin de ağır bir fotoğrafını ortaya koydu.
Bir yurttaş, yaşananların temelinde cezasızlık algısı olduğunu belirterek,
“Caydırıcı cezalar yok. Bazı ülkelerde bu suçlara doğrudan ağırlaştırılmış müebbet veriliyor. Bizde ise 5-6 yıl sonra indirimlerle insanlar çıkıyor. Buna güveniyorlar” dedi.
Ekonomik sıkıntıların da şiddeti tetiklediğini düşünenler vardı. Bir yurttaş,
“İşsizlik ve geçim derdi insanları mutsuz ediyor. Erkek eve gidince tartışma çıkıyor ve şiddete dönüşüyor” derken, bir kadın yurttaş da benzer şekilde,
“Ekonomi yüzünden herkesin psikolojisi bozuldu, insanlar artık tahammül edemiyor” ifadelerini kullandı.
Toplumdaki güvensizlik hissi de dikkat çeken bir diğer başlıktı. Bir kadın yurttaş,
“Kendimizi güvende hissetmiyoruz. İnsanlar bir araya gelip ses çıkarmıyor. Eğer birleşilirse belki hukuk sistemi değişir” diyerek toplumsal tepkinin eksikliğine vurgu yaptı.
Bir başka görüş ise bireysel tahammülsüzlüğe dikkat çekti:
“Erkekler kadınların hatalarına karşı çok tahammülsüz. Oysa hepimiz insanız. İnsan ortada bir hata varsa önce iğneyi kendine batırmalı sonra çuvaldızı başkasına...”
Van sokaklarında dile getirilen bu görüşler, kadın cinayetlerinin tek bir nedene indirgenemeyecek kadar derin ve çok katmanlı bir sorun olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.





