Bazı hikâyeler mikrofonun ucunda başlar, sonra sayfalara dökülür… Çiğdem Batmaz’ın hikâyesi de tam böyle bir yolculuk. 25 yıldır radyoda insan seslerine, yarım kalmış cümlelere, sevinçlere ve hüzünlere dokunan bir kadın… Yıllarca dinleyicileriyle kurduğu bağ, onu bu kez bir kitabın sayfalarına taşıdı.
Onun yazdığı hikâyelerin kahramanları ise çoğu zaman hayatın görünmeyen tarafında kalan insanlar… Mahkûmların mektuplarında saklı kalan özlemler, aile hasreti, pişmanlıklar ve yeniden başlama umutları…

Çiğdem Batmaz, “Ben onların hayatlarını yazmadım, sadece hissettiklerini anlamaya çalıştım” diyor. Çünkü onun için mesele bir hikâye anlatmak değil; bir insanın içindeki sesi duyabilmek.
Çiğdemle Dört Duvar” isimli kitabında kader mahkûmlarının duygularından yola çıkan Batmaz, bir annenin evladına, bir evladın babasına, bir insanın özgürlüğe duyduğu özlemi anlatıyor. Kitabın bir yanında mektuplardan doğan hayatlar, diğer yanında ise yıllardır içinde biriktirdiği şiirler var.
Bir radyo programcısından, bir yazarın doğuşuna uzanan bu hikâyede aslında tek bir şey öne çıkıyor: Empati… Çünkü Çiğdem Batmaz’a göre bazen bir insanı anlamak, ona uzatılabilecek en büyük el.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Radyo yolculuğunuz nasıl başladı?

Ben Hakkari Yüksekova doğumluyum, Elazığ’da büyüdüm. Yaklaşık 25 yıldır radyo programcılığı yapıyorum. Van’daki radyolarda uzun yıllardır dinleyicilerle buluşuyorum. Bu süreç benim için sadece bir meslek değil, insanlarla bağ kurduğum bir yolculuk oldu.
2017 yılında İstanbul Fatih Belediyesi tarafından düzenlenen “Sihirli Mikrofon” yarışmasında Türkiye genelinde birinci oldum. Farklı illerden teklifler almama rağmen kendi memleketime hizmet etmeyi tercih ettim. Çünkü burada dinleyicilerimle çok özel bir bağ kurdum.
Radyo programlarınızdan bahseder misiniz?

2014 yılından bu yana radyoda farklı programlar hazırlıyorum. Hafta içi “Çiğdem’le Nameler”, pazar günleri ise “Çiğdem'le Dört Duvar” programıyla dinleyicilerle buluşuyorum. Özellikle insanların hayatlarına dokunan, onların yaşadıkları duyguları anlatmaya çalışan programlar yapıyorum.
“Çiğdem Dört Duvar” programında mahkûmlardan gelen mektuplar önemli bir yer tutuyor. Bu fikir nasıl ortaya çıktı?

Programda gelen mektuplar beni çok etkiledi. O mektuplarda insanların özlemlerini, acılarını, pişmanlıklarını ve sevdiklerine duydukları hasreti gördüm. Ben onların hikâyelerini birebir yazmadım; sadece onların yaşadığı duyguları anlamaya ve anlatmaya çalıştım.

Kitap çıkarma fikri nasıl oluştu?

Aslında şiir yazmak benim yıllardır yaptığım bir şeydi. Şiirlerimi hiçbir zaman radyoda okumadım, kendime ait kalsın istedim. Ama zaman içinde mektuplarda karşılaştığım hayat hikâyeleriyle kendi yazdıklarımı bir araya getirme fikri oluştu.

Böylece “Çiğdem'le Dört Duvar” isimli kitabım ortaya çıktı.
Kitabınızda hangi duyguları anlatıyorsunuz?

Kitapta kader mahkûmlarının yaşadığı duygulardan esinlendim. Bir annenin evladına, bir evladın babasına, içeride olan bir insanın sevdiğine duyduğu özlemi anlatmaya çalıştım.

Aslında kitapta en çok hissettirmek istediğim duygu özgürlük özlemi. Çünkü özgürlük sadece dışarıda olmak değil; insanın ailesine, sevdiklerine kavuşabilmesi demek.

Kitabın hazırlık süreci nasıl geçti?

112 sayfalık kitabımı yaklaşık 4 ayda tamamladım. Kitabı iki bölüme ayırdım. Bir bölümünde kendi şiirlerim, diğer bölümünde ise empati kurarak yazdığım metinler yer alıyor.

Kitabın içinde rahmetli babama yazdığım özel bir şiirim de bulunuyor.
Kitabın gördüğü ilgiyi bekliyor muydunuz?

Açıkçası bu kadar ilgi göreceğini beklemiyordum. Kitabım yaklaşık 2,5 ay önce çıktı ve kısa sürede tükendi. Benim için önemli olan satılması değildi. İnsanların okuyup bir duygu hissetmesi benim için en büyük mutluluk.

Evde kitaplarımı görmek bana büyük bir gurur veriyor.


Yıllardır sizi dinleyen insanlarla nasıl bir bağ kurdunuz?

Radyo çok özel bir alan. Yıllardır program yaptığım için dinleyicilerim beni bir kardeşleri, ablaları gibi görüyor. Ben de onlarla aynı duyguyu paylaşıyorum.

Pazar günleri yaptığım mahkûm programını herhangi bir çıkar beklemeden, Allah rızası için yapıyorum. Çünkü gelen her mektupta farklı bir hayat, farklı bir hikâye var.
Şiirin hayatınızdaki yeri nedir?

Van’da GSB Personel Alımı İçin Başvurular Başlıyor
Van’da GSB Personel Alımı İçin Başvurular Başlıyor
İçeriği Görüntüle

Şiir benim için çok özel bir alan. Yıllar önce yazdığım şiirleri bu kitapta paylaşmak istedim. Kendimi övmek istemiyorum ama kitabın gördüğü ilgi bana insanların bu duygulara ne kadar ihtiyaç duyduğunu gösterdi.
Kitabın kapağından içeriğine kadar doğal olmasını istediğinizi söylediniz. Bunun özel bir nedeni var mı?

Günümüzde birçok şey yapay zekâ ile hazırlanabiliyor. Ancak ben kitabımın tamamen doğal olmasını istedim. Kapağından içeriğine kadar kendi ruhunu taşımasını istedim.

Hollanda’da yaşayan ressam bir arkadaşım kitabın kapağını yağlı boya ile hazırladı. Bu da kitabı benim için daha özel hale getirdi.
Bu kitabı okuyan insanlara vermek istediğiniz mesaj nedir?

İnsanların empati kurmasını istiyorum. Çünkü bazen bilmediğimiz hayatları anlamamız gerekiyor. Bir insanın yaşadığı duyguyu anlamak, ona bir adım yaklaşmaktır.

Belki de en büyük ihtiyacımız birbirimizi anlamak.

Muhabir: YASEMİN DİKİCİ