Türkiye’de gençler arasında hızla yayılan ve geleneksel mafya anlayışından çok farklı bir çeteleşme oluşumu var. Sokaklarda motosikletli infazlar, sosyal medyada paylaşılan silahlı eylemler ve gençlerin bu çetelere hayranlık duyması, durumun ciddiyetini ortaya koyuyor. Ve bu çeteler artık isimleriyle bile tanınıyor: Daltonlar, Casperlar, Redkitler, Gündoğmuşlar ve daha birçoğu… Bunlar sadece suç örgütleri değil, aynı zamanda sosyal medyada rol model haline gelmiş gençlik ikonları.
Konu ile ilgili detaylı bir çalışma sonucu yazılan Yeni Nesil Çeteleşmeler; Daltonlar, Red Kitler, Casperlar kitabının yazarlarından, Sadık Güleç’e sorduk; bu yapılar nasıl bu kadar büyüyor, gençler neden bunlara katılıyor ve devlet ya da toplum neden dur diyemiyor?

-Osman Çaklı ile ortak yazdığınız bu kitabı yazmaya sizi iten neydi? Geleneksel mafyadan farklı olan bu yeni nesil çeteleri anlatma ihtiyacı mıydı?
“Birkaç yıl önce İstanbul’da motosikletli suikastların sayısında ciddi bir artış dikkatimi çekmişti. Bir motosiklet üzerinde yapılan saldırılar, mekân taramaları önceki yıllara göre belirgin biçimde artmıştı. Bu konuda mağdurlarla konuşup bir haber hazırladım. Ardından bu olaylar üzerinden TikTok’a yöneldim ve çetelerin kendi eylemlerini platforma yüklediklerini, hatta bu eylemleri sahiplendiklerini gördüm.
Videolarda müzik kullanımı çok yaygındı. Bir-iki dakikalık kliplerde kurşunlama, tarama gibi olaylar açıkça yer alıyordu. 2021–2022 yıllarında bu görüntüler TikTok’ta rahatlıkla paylaşılabiliyordu. Bu durum Türk mafyası açısından çok yeniydi; çünkü geleneksel mafya, bir eylemi üstlense bile bunu kamuya açık şekilde duyurmazdı.
Ancak bu yeni kuşak çeteler hem görünür olmayı istiyor hem de bunu estetik bir dille yapıyordu. Rap müziği, hatta Ahmet Kaya, Grup Yorum gibi protest isimlerin şarkılarını arka plan müziği olarak kullanmaları beni çok şaşırttı. Böylece yaş ortalaması düşük, dijital çağın içinde büyüyen, “göstererek var olan” yeni bir mafya tipiyle karşı karşıya olduğumuzu fark ettim ve bu alanda çalışmaya başladım.”

Whatsapp Image 2025 11 06 At 22.26.07 (1)
-Bu çeteler arasında kimler var?
“Daltonlar, Casper’lar, Çirkinler gibi gruplar dikkat çekiyor. Bu gruplar eylem videolarını paylaşıyor, ardından bu videolar gerçek kişiler tarafından yeniden dolaşıma sokuluyor.

Gülistan Doku dosyasında yeni ifade ortaya çıktı
Gülistan Doku dosyasında yeni ifade ortaya çıktı
İçeriği Görüntüle

Örneğin Daltonlar’ın lideri olarak bilinen Can Dalton ya da Casper grubunun önde gelen isimlerinden Emircan Yılmaz gibi figürlerin videoları Türkiye’nin farklı şehirlerinde gençler tarafından paylaşılıyor. Bu da genç bir kuşağın onları “rol model” olarak gördüğünü ve yeni bir suç kültürünün hızla yayıldığını gösteriyor.”
-Sizce bu hızla büyüyen yapının altındaki temel sebepler neler?
“Elbette en büyük etken yoksulluk. Yeraltı dünyasını her zaman yoksulluk besler. Bunun yanında göç çok belirleyici bir faktör. Göçle gelen insanlar yeni bir yaşam kurmakta zorlanıyor; bir kısmı “tutunamayanlar” haline geliyor ve yasa dışı yollara kayıyor.
Ayrıca gençler için bu yapılar bir aidiyet duygusu sunuyor. 16–17 yaşındaki çocuklar bir kimlik arayışında. Çeteler onlara bu kimliği veriyor. O yüzden bir “çocuk kullanımı” değil, karşılıklı bir “çekim” ilişkisi söz konusu.”
-Çeteler çocukları mı kullanıyor, yoksa gençler kendi istekleriyle mi dahil oluyorlar?
“Zorla katılım genellikle söz konusu değil. Kimi TikTok üzerinden tanışıyor, kimi mahalle çevresinde, kimi de hapishanede bu bağlantıları kuruyor. Silah bulmak artık çok kolay. Geleneksel mafyalar da kendi aralarındaki çatışmalarda bu gençleri “alt gruplar” olarak kullanıyor.
Örneğin Volkan Reçber’in Nusret’e düzenlediği silahlı saldırı böyle bir yapının ürünüydü. Büyük gruplar, doğrudan çatışmak yerine genç alt grupları devreye sokuyor.
Yakın tarihteki Serdar Öktem cinayeti de bunun çarpıcı bir örneği. Öktem cinayetinde dört kişi ateş etti; ikisi uzun namlulu, ikisi tabanca kullandı. Saldırganlardan biri 2007, biri 2008, biri 2009 doğumluydu. İçlerinden biri daha önce bir restoranda bulaşıkçı olarak çalışmış, hiçbir sabıka kaydı yoktu. Bu, nasıl bir dönüşüm yaşandığını açıkça gösteriyor.”

Whatsapp Image 2025 11 06 At 22.26.07 (4)-1

-Teknolojik olarak her adımı izleyebilecek güçteyken, bu kadar açık yapılan suikastların hâlâ çözülememesi neyle açıklanabilir? Bu suçlara göz mü yumuluyor?
“Doğrudan bir devlet ilişkisi olduğunu söyleyemeyiz ama bazı dönemlerde yol verildiği açık. Özellikle İstanbul’un politik mahallelerinde bir dönem çetelere göz yumuldu. Gazi Mahallesi ve Gülsuyu Çetesi bunun örneğidir.
2014’lerde ESP’nin bürosu bir günde üç kez kurşunlandı; aynı gün gösteri yapan gençler vuruldu, festival için afiş asan çocuklar hedef oldu. Hiçbir yaptırım uygulanmadı. Bu, açıkça bir “göz yumma” halidir.
Tabii buna sadece göz yummanın büyüttüğü bir oluşum olarak bakmak basit bir bakış açısı olur. Daltonlar örneğini verelim: Son operasyon 105 sanıklıydı, 2023’teki 97 sanıklıydı, Barış Boyun davasında ise 300’den fazla sanık vardı. Bu yalnızca buzdağının görünen kısmı. Derinlerde çok daha büyük bir çeteleşme var ve bu yapı her geçen gün büyüyor. Bunun önüne geçmek gerçekten çok zor.”
-Sizin konuşmalarınızda dikkatimi çeken bir nokta da şu: Çeteleşmelerin, yani bu yeraltı yapılanmalarının, aslında bazı toplumsal süreçlerin sonucu olarak ortaya çıktığını söylüyorsunuz. Bu durumu Kürt meselesiyle de bağlantılı bir süreç olarak değerlendiriyorsunuz. Bu ilişkinin temelinde ne var?

“Bu çetelerin büyük bir çoğunluğunu Kürt gençleri oluşturuyor. Tabi ülkücü gençlerde var ama çoğunluğu Kürt. Ve bu mesele Kürt meselesiyle bağlantılı sosyolojik bir dinamiğe sahip. Şiddetin içinde doğmak, şiddetle iç içe büyümek, yeraltı dünyasını besleyen bir şeydir. Ben bu ilişkinin en doğrudan biçimini zorunlu göçte görüyorum.
1980’lerin sonundan 1990’ların sonuna kadar süren büyük göç dalgası, köy boşaltmalar, çatışmalı ortam, ekonomik çöküş, toplumsal yapıyı derinden sarstı. 2000-3000 köy boşaltıldı. Cizre gibi şehirlerde nüfus birkaç yıl içinde 30-50 binden 200 bine çıktı. İnsanlar sadece çatışmadan değil, ekonomik belirsizlikten de kaçıyordu.
Bu sürecin sonuçlarını 1990’ların ortalarından itibaren büyük şehirlerde gördük: kâğıt toplayıcılar, sokak çocukları, mendil satan ya da ucuz işçi olarak çalışan gençler… Bunların hepsi travmatik göç sürecinin şehirdeki yansımalarıydı.

Kısacası, bugünkü çeteleşmenin kökleri sadece suç ekonomisinde değil; göç, yoksulluk, kimlik arayışı ve şiddetin sıradanlaşmasında yatıyor.”

Muhabir: Büşra Tekin