Van'da Köylüler Şaşkın: 8 Yıl Sonra Geri Döndü!
Van'da Köylüler Şaşkın: 8 Yıl Sonra Geri Döndü!
İçeriği Görüntüle

Türkiye, AİHM'in Demirtaş hakkında 2018, 2020 ve 2025'te verdiği hak ihlali ve tahliye kararlarını uygulamadı. 4 Kasım 2016'dan beri tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tahliyesi için verilen sözler, konuşulan takvimler vardı.
Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) kararına yapılan itirazlar süreci uzattı. Eğer karar uygulanmış olsaydı, Demirtaş bugün serbestti.
Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğu, Türkiye’de hem hukuk hem de siyaset açısından kritik bir gündem maddesi olmayı sürdürüyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) serbest bırakılması yönündeki kararına rağmen süreç uzatıldı; çünkü Türkiye, karara itiraz ederek uygulamayı erteledi.
Oysa hem yargı çevrelerinde hem de siyasi kulislerde, Demirtaş’ın belirli bir tarihte tahliye edileceğine dair güçlü beklentiler oluşmuştu. Dem Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, gelinen noktayı ve sürecin nasıl tıkandığını gazetemize anlattı.

Çiftyürek

“Demirtaş davası bu çözüm sürecini olumsuz etkiliyor”

Çözüm sürecinin demokratik olarak derinleşmesini ve çözüme ulaşmasını Selahattin Demirtaş’ın ve Kobani davası tutsaklarını serbest bırakmalarına bağlayan Çiftyürek, “Bu bakımdan Demirtaş davası bu çözüm sürecini olumsuz etkiliyor. Devlet eğer Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sözleşmesine imza atmışsa, O imzanın gereğini bir an evvel yapmalıdır. O zaman hukuk devleti ya da norm devleti konumu tartışmasız kalır. Yoksa kimse bu bir hukuk devletidir diyemez” dedi.
Çiftyürek, “Eğer çözüm sürecinden bahsediliyorsa, Kobani davasının bütün tutsakları; başta Selçuk Mızraklı olmak üzere, kayyum siyaseti nedeniyle haksız, hukuksuz yere içeriye alınan belediye başkanlarının ve bütün siyasi tutsakların serbest bırakılması ve görevlerine dönmeleri gerekiyor. Bir an evvel barış sürecine dair somut adımların atılması lazım” dedi.

“Barış sürecinde Kürtler üzerine düşeni yaptı”

Barış sürecinde Kürtlerin üzerine düşeni yapmasına rağmen devletin bu anlamda ciddi adımlar atmamasından da yakınan Çiftyürek son olarak, “Kürt meselesinin çözümü, silahların susması, Kürt halkının 100 yıllık amacı ve hedefidir. Dolayısıyla bu fırsat yakalanmışken yani Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine silahların bırakılması beyanının ardından oluşan siyasi iklimi devlet olumlu değerlendirmelidir. Kürt siyaseti, kendi açısından atılması gereken adımları attı. Sıra devlette. Devletin adım atması lazım. Hiç olmazsa önce sonuçları ortadan kaldıracak olan bir hukuki çerçeve oluşturulmalı. Ardından anayasal düzenlemenin yapılması, Kürt milletinin varlığının kabulü ve ana dilde eğitimin olması gerekir” yorumunu yaptı.

Muhabir: Büşra TEKİN