Modern Yaşam ve Duygusal Tükenmişlik

Abone Ol

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte şehir yeni bir güne hazırlanmaya başlıyor. Doluşan sokaklar, servisler, minibüsler, dükkan önleri, inşaatlar… Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor.

Kaçak çayın kokusu kliniği sararken, bir anlığına durup klinikten Maraş caddesi ve otobüs durağında koşturan insanları seyrediyorum ve şunu düşünüyorum:

Bu kadar çok koşturup, neden bu kadar az hissediyoruz?

Modern yaşam bize üretmeyi, yetişmeyi, başarmayı öğretti ama yaşamanın kendisini unutturmayı başardı.

Artık çalışmak sadece geçinmek için değil yetebilmek, yetişebilmek, tükenmeden dayanabilmek için bir gereklilik oldu.

Oysa tükenmişlik, sadece çok çalışmaktan değil; anlamını kaybetmiş bir çabanın içinde kalmaktan da doğuyor.

Sabahın erken saatlerinde yola düşen işçiler, geceye kadar tezgâh başında duranlar, gün boyu ter içinde çalışan emekçiler… Hepsi hayatı omuzluyor ama kimse onların ruhundaki yorgunluğu konuşmuyor.

Psikolojide bu yoğun çabanın sebep olduğu yıkıma varoluşsal tükenmişlik diyoruz.
Bu, bedenin değil, anlamın yorgunluğu.
Bir süre sonra insan, yalnızca kaslarını değil, içindeki inancı da yitiriyor. Ne için uğraşıyorum? diye soruyor kendine, ama cevabı bulamıyor.

Bilimsel olarak biliyoruz ki, sürekli stres altında yaşamak beynin ödül sistemini köreltiyor. Yani bir süre sonra hiçbir şey tat vermemeye başlıyor.

Bir maaş zammı, bir pazar günü, hatta güneşli bir sabah bile içimizi ısıtmıyor. Modern yaşamın en acı yanı da bu belki, mutlu olmaya bile vaktimiz kalmıyor.

Teknoloji, hız, rekabet… Hepsi hayatı kolaylaştırmak için çıktı ama bir şekilde bizi kendimize yabancılaştırdı.

Artık sevdiklerimizi aramak yerine “son görülme’ye bakıyoruz.

Gerçek sohbetlerin yerini kısa ses kayıtları aldı, göz göze gelmenin yerini ekranlar.
Ve her şeyin bu kadar hızlı aktığı bir çağda, en zor şey yavaşlamak oldu.

Bazen sabah saatlerde, kliniğin penceresine karşı elime sıcak bir bardak kaçak çay alıp dışarı bakıyorum.

İnsanlar geçiyor kimisi telaşlı, kimisi yorgun, kimisi dalgın.
Ve içimden hep şu cümle geçiyor, “modern yaşam bize başarıyı öğretti, ama huzuru unutturdu.”

Belki de artık yeniden hatırlamanın zamanı geldi.
Bir günün içinde küçük bir an durmak, bir çayı acele etmeden içmek, bir dostu gerçekten dinlemek, bir işi sadece bitirmek için değil, hissetmek için yapmak…

Çünkü bazen insanı iyileştiren şey, büyük değişiklikler değil küçük anlam anlarıdır.

Belki modern yaşamdan öğrenmemiz gereken asıl ders, tükenmemek değil tükendiğimizi fark edip yeniden başlamaktır.