Fay hatlarının bir ağ gibi sardığı bu coğrafyada tüm yerleşim yerleri aynı riski taşımıyor. Jeolojik araştırmalar ve zemin etütleri, göl havzasındaki gevşek alüvyon toprakların aksine, kentin bazı noktalarının doğanın sunduğu sert kayaç yapısıyla sarsıntılara karşı adeta doğal bir kalkan oluşturduğunu gösteriyor.
EDREMİT'İN YÜKSEKLERİ VE KAYALIK ZEMİN AVANTAJI
2011 yılındaki o karanlık günlerde, yıkımın merkez üssüne çok da uzak olmamasına rağmen ayakta kalmayı başaran Edremit, zemin sağlamlığının en somut örneği olarak öne çıkıyor. Özellikle ilçenin göl kıyısından uzaklaşıp tepelere doğru tırmanan kesimleri, yekpare ve oldukça sert bir kayaç yapısına sahip. Deprem dalgaları bu sert zeminle karşılaştığında genliğini büyütemiyor ve enerjisini büyük ölçüde kaybediyor. Alüvyon zeminlerdeki gibi binaları beşik gibi sallayan ve sıvılaşmaya yol açan o ölümcül etki, Edremit'in yüksek rakımlı kayalık zeminlerinde neredeyse hiç görülmüyor. Nitekim afetin ardından yeni ve güvenli konut projeleri için de ağırlıklı olarak bu kayalık alanların seçilmesi tesadüf değil. Bu durum, ilçeyi Van'ın kent merkezine yakın en güvenli yerleşim alanlarının başında konumlandırıyor.
GÜNEYDEKİ DAĞLIK HATTIN DİRENCİ: GEVAŞ, ÇATAK VE BAHÇESARAY
Haritayı Van Gölü havzasının güneyine doğru indirdiğimizde topografya aniden sertleşiyor ve dağlık bir karakter kazanıyor. Artos Dağları'nın eteklerine kurulan Gevaş, sarp yapısıyla Çatak ve adeta dağların arasına gizlenmiş Bahçesaray; sismik dalgaları sönümleme konusunda ciddi bir jeolojik avantaja sahip. Bu ilçelerde zemin sıvılaşması veya zemin büyütmesi gibi yapıları doğrudan tehdit eden riskler, göl kenarındaki düzlüklere kıyasla yok denecek kadar az. Elbette bu bölgelerde sarp arazinin getirdiği heyelan veya kaya düşmesi gibi farklı doğa olaylarına karşı dikkatli olunması gerekse de, salt deprem sarsıntısı ve zeminin taşıma kapasitesi ele alındığında, kayalık temeller üzerine oturan bu yerleşimler kentin sismik açıdan en dirençli noktaları olarak kabul ediliyor.