VAN HABER

Van'da Polisin Müdahale Ettiği Olayda Darp ve Kötü Muamele İddiası

Van’ın Başkale ilçesinde 22 Nisan 2026’da yaşanan olayda kolluk şiddeti ve kötü muamele iddiaları gündeme geldi. Van Barosu sürecin bağımsız soruşturulmasını ve sorumluların açığa alınmasını talep etti.

Abone Ol

Van’ın Başkale ilçesinde 22 Nisan 2026 tarihinde yaşanan ve Van Barosu’nun “ağır insan hakları ihlali” olarak nitelendirdiği olay, Türkiye’de kolluk güçlerinin müdahale sınırları, orantılı güç kullanımı ve cezasızlık tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

Olayın çıkış noktası, sivil bir kolluk görevlisinin trafikte kontrolsüz şekilde yola çıkmasıyla yaşanan bir tehlike anı olarak aktarılırken, bu durumun kısa sürede büyüyerek yurttaşların emniyet biriminde darp edildiği, kötü muameleye ve işkenceye maruz kaldığı iddialarına dönüştüğü öne sürüldü.

Van’ın Başkale ilçesinde 22 Nisan 2026 tarihinde yaşanan ve Van Barosu’nun “ağır insan hakları ihlali” olarak nitelendirdiği olay, Türkiye’de kolluk güçlerinin müdahale sınırları, orantılı güç kullanımı ve cezasızlık tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

Olayın çıkış noktasının, sivil bir kolluk görevlisinin trafikte kontrolsüz şekilde yola çıkmasıyla yaşanan bir tehlike anı olduğu aktarılırken, sürecin kısa sürede büyüyerek yurttaşların emniyet biriminde darp edildiği, kötü muameleye ve işkenceye maruz kaldığı iddialarına dönüştüğü öne sürüldü.

Konuya ilişkin Van Barosu’nda düzenlenen basın açıklamasına, Van Barosu Başkanı Sinan Özaraz, darbedilen Fatih Değer, Diyar Değer ve İsmail Değer ile baro avukatları katıldı.

"Ciddi hukuksuzluklar var"

İlk açıklamayı yapan Van Barosu Başkanı Sinan Özaraz, olayın ardından Van Barosu ve İnsan Hakları Merkezi’nin sürece dahil olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bizlerle iletişime geçilmesi üzerine Van Barosu ve İnsan Hakları Merkezi olarak olayın gelişimi ve hukuki sürecin takibi açısından dosyaya dahil olduk.” Özaras, süreç içerisinde ciddi hukuksuzluk iddialarının gündeme geldiğini belirterek, "Adil yargılanma hakkı zedelendi, delillerle oynandı ve kamu gücü kötüye kullanıldı yönünde iddialar var. Ayrıca, yeminli bir doktor tarafından gerçeğe aykırı rapor düzenlendiğinin dosya kapsamında tespit edildi" dedi.

“Olay Trafik Tartışması Değil, Sistematik Şiddet”

Aile avukatı Ömer Alagöz, ise olayın kamuoyuna ilk etapta yanlış ve eksik yansıtıldığını belirterek, sürecin gerçekte basit bir trafik tartışmasının çok ötesinde geliştiğini ifade etti: "Müvekkillerim, trafik kurallarını ihlal eden ve sivil bir kolluk görevlisi olduğunu dahi bilmedikleri bir kişinin aniden yola çıkmasıyla başlayan bir süreç yaşadı.Olayın devamında Başkale Emniyet Müdürlüğü’nde yaklaşık 30 polis bulunuyordu. Kolluk kuvvetleri olayı yatıştırmak ya da orantılı güç kullanarak tarafları ayırmak yerine, vatandaşlara ve müvekkillerime yönelik darp eylemlerinde bulundu. Bu durum kamera görüntüleriyle de sabittir. Müvekkillerim yaralanmış olmasına rağmen, hiçbir yaralanması bulunmayan polis memurları için ambulans çağrıldı. Buna karşılık müvekkillerim uzun süre polis aracında bekletildi ve bu süreçte tehditlere maruz kaldı. Sağlık sürecine ilişkin olarak da şunu belirtmek isterim: İlk aşamada Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla “basit tıbbi müdahale ile giderilebilir” yönünde rapor düzenlendi. Ancak dosyanın jandarma birimine devredilmesi ve Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı sonrası yapılan detaylı incelemelerde, müvekkillerimin vücudunda kırıklar ile birlikte çok sayıda morluk tespit edildi."

“Kolluğun Müdahalesi İşkence İddiasına Dönüştü”

Van Barosu İnsan Hakları Merkezi Avukatı Necdet Ceyhan tarafından okunan basın açıklamasında, 22 Nisan 2026 tarihinde Van’ın Başkale ilçesinde yaşanan olayın tüm yönleriyle ciddi insan hakları ihlali iddiaları içerdiği vurgulandı. Açıklamada, Diyar Değer’in kullandığı araçta kardeşleri Fatih ve İsmail Değer ile birlikte seyir halindeyken, bir polis memurunun kontrolsüz şekilde yola çıkması sonucu tehlikeli bir durum oluştuğu belirtildi. Yaşanan gerginliğin ardından olayın emniyet binası önünde büyüdüğü ifade edildi.

"Sahte rapor düzenlendi"

Açıklamanın devamında, kısa süre içerisinde yaklaşık 25–30 kolluk görevlisinin olaya müdahil olduğu belirtilerek, yurttaşlara gözaltı kararı olmaksızın fiziksel şiddet uygulandığı ve emniyet binasına zorla götürüldükleri ifade edildi. Bazı şiddet eylemlerinin kamera bulunmayan alanlarda devam ettiği ve bunun işkence şüphesini güçlendirdiği kaydedildi. Baro açıklamasında ayrıca Diyar, Fatih ve İsmail Değer’in yüz bölgesinde kanama, morarma, diş ve kemik kırıkları ile çeşitli travmatik yaralanmalar meydana geldiği, Diyar Değer’in serçe parmağında kırık oluştuğu belirtildi. Buna rağmen ilk aşamada “basit tıbbi müdahale ile giderilebilir” şeklinde rapor düzenlendiği, ancak daha sonra yapılan incelemelerde yaralanmaların çok daha ağır olduğunun tespit edildiği aktarıldı.

"Sürecin takipçisi olacağız"

Açıklamada bir başkomiserin “Burada devlet de benim, savcı da benim, hâkim de benim” şeklinde ifadeler kullandığı yönündeki beyanlara da yer verilerek, bu iddiaların hukuk devleti ilkesi açısından ciddi bir sorun teşkil ettiği vurgulandı: "Anayasa’nın 17. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi açıkça göstermektedir ki işkence yasağı mutlaktır. Devlet, yalnızca bu tür ihlalleri önlemekle değil, aynı zamanda etkili ve gerçek bir soruşturma yürütmekle de yükümlüdür.Bölgede benzer olayların tekrar etmesinin temel nedenlerinden biri cezasızlık politikasıdır. Her cezasızlık, yeni ihlallerin önünü açmakta ve bu tür eylemleri adeta teşvik etmektedir.Bu olayın tüm yönleriyle bağımsız, tarafsız ve etkili bir şekilde soruşturulması gerekmektedir. Sorumlular hakkında derhal idari işlemler başlatılmalı, tüm deliller korunmalı ve mağdurların hakları güvence altına alınmalıdır. Bizler, bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı kamuoyuna açıkça ifade ediyoruz."