banner31

Özer: Kentini düşünen yöneticilere ihtiyaç var

Vanlı Akademisyen Mersin Toros Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Özer, Van'ın Tarım ve Hayvancılık, Turizm, Ticaret ve Teknoloji alanlarında iyi bir noktaya ulaşması için başarılı yöneticilere ihtiyaç olduğunu belirterek, "Artık kendini değil, kentini düşünen yönetici, idareci ve belediye başkanlarına ihtiyaç var. Halkımız, seçimini yaparken, tecrübe, liyakat, başarı ve iş bitiricilik özelliklerine dikkat etmelidir" ifadelerini kullandı.

Özer: Kentini düşünen yöneticilere ihtiyaç var

Van'ın yetiştirdiği önemli bilim adamlarından olan Sosyolog ve Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ahmet Özer, gazetemizi ziyaret ederek, ülke ve kent gündemine dair açıklamalarda bulundu.

Mersin Toros Üniversitesi'nin kurucuları arasında yer alan ve halen Rektör Yardımcısı görevini sürdüren Prof. Dr. Özer, Van Atatürk Lisesi'nden mezun olduktan sonra, üniversiteyi Hacettepe'de Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde okudu. İki yüksek lisans yaptıktan sonra, üç üniversite bitirdi. İki doktora yapan Özer, post doktora için Amerika'ya gitti. GAP Belediyeler Birliği'ni kuran, bir dönem genel sekreterlik, bir dönem başkanlık yapan Prof. Dr. Özer, daha sonra üniversiteye geçerek hemen hemen tüm görevlerde bulundu.

Bölüm başkanlığı, dekanlık, rektör yardımcılığı, rektör vekilliği, yönetim kurulu üyeliği, senatör üyeliği gibi görevlerde bulunan Özer, 38 kitap yazmış durumda. Ulusal ve uluslararası düzeyde 70'ten fazla toplantının düzenleme kurulu başkanlığını yaptı. Yaklaşık 250 adet bilimsel makalesi olan, bine yakın ulusal ve uluslararası bildirisi olan Özer, kendi camiasında üretken bir hoca olarak tanınıyor. Toplumda ve halkta karşılığı olan Özer, bulunduğu her yerde topluma katkı sunmaya çalışan Özer, Van'ın kendisinin yanında önemli bir yeri olduğunu belirtiyor.

"VAN'IN EN BÜYÜK TALİHİ VE TALİHSİZLİĞİ YÖNETİCİLERİDİR"

Van'ın iyi yerlere gelmesinde yöneticilerin etkisine değinen Prof. Dr. Özer, "Bir kentin en büyük nimeti, en büyük talihi ve aynı zamanda en büyük talihsizliği yöneticileridir. Yani milletvekilleri, belediye başkanları, valisi, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, bunlar iyi olursa, kent de iyi olur. Onun için bir Van ittifakı önerdim. Bunlarla beraber bir kent koalisyonu, bu kent koalisyonunun içinde vali, belediye başkanı, üniversite rektörü, ticaret sanayi odası başkanı, sivil toplum kuruluşu örgütlerinin başkanları, kanaat önderleri, halk önderleri bulunurlarsa, birlikte hareket ederlerse, Van'ın yıllardan beridir kırılamayan makus talihini birlikte kırabiliriz diye düşünüyorum. Bu umudu taşıyorum. Bir Gaziantep, bir Kayseri, bir Konya, bir Denizli son on beş yılda büyük depar yaptı ve bunları başardı. Neden Van da başarmasın? Van doğunun incisi, doğunun Paris'i, dünyada Van, ahirette iman sözlerine ilham veren bir kent. Buna layık bir yere getirmek için de hepimizin üzerine düşen görevleri var ve bunları yerine getirmemiz lazım. Bizler de Van'ın yetiştirdiği evlatları olarak halkımıza ve Van'a karşı şükran borcumuz var. Bu borcumuzu ödemek durumundayız" dedi.

"VAN, 20-30 YILDA ÇOK BÜYÜK BİR GÖÇ ALDI"

Van'ın doğal güzellikleri, flora ve faunası, dağları, ovaları, bitki örtüsü, ırmakları, vadileriyle dünyada eşi benzeri az bulunan ender bir şehir olduğunu belirten Prof. Dr. Özer, "Van rakımı yüksek olan bir şehir. Ayrıca Van Gölü gibi dünyada eşi benzeri az bulunan bir göle sahip. Bu da onun velinimeti. Ayrıca Van Kalesi gibi kadim bir kalesi, Hoşap Kalesi, Akdamar Adası, Muradiye Şelalesi gibi tarihi, turistik değerleri olan bir şehir. Fakat bütün bu güzellikleriyle beraber bir de tabii Van bir bölge merkezi. Yani Ortadoğu'ya, ön Asya'ya, Kafkasya'ya yakın olan bir il ve bir bölge merkezidir. Ağrı'ya  Muş'a, Bingöl'e, Bitlis'e, Hakkari'ye de hitap eden bir bölge merkezi. Bu anlamıyla çok topoğrafik olarak stratejik bir yerde, demografik olarak hepsinden daha büyük, devletin birtakım yatırımları açısından bir bölge merkezi ve kadim bir tarihi kent. Bunlar Van'ın en büyük temel avantajlarıdır. Ama maalesef bu madalyonun bir de diğer yüzü var. Van 20-30 yılda çok büyük bir göç aldı. Hemen hemen göç nüfusu 700-800 bine ulaşmış. Bazıları bir milyonun üstünde olduğunu söylüyor. Avrupa'da bir şehrin, bir kentin nüfusu ancak 300 ila 500 yıl arasında ikiye katlanmıştır. Van 20 yılda 3 kat artmıştır. Bu büyük bir dramatik artış. Devlet, kırsal alanın güvenli hale getirme adı altında şehirleri, kırları boşalttı. Köyler başta olmak üzere, Hakkâri, çevre iller Van'a aktılar. Bir kısmı burayı birinci göç istasyonu olarak kullandı. Sonra Kuzey Hinterlandında İstanbul'a, İzmir'e hizmete gitti. Güney hinterlandında, Adana'ya, Mersin'e, Antalya'ya gitti. Ama büyük ekseriyeti de burada kaldı. Şimdi bu kalan nüfus, burada kente adapte olamadı. Bir nüfusun kentinde, kendi kentine adapte olabilmesi için orada iş, aş, barınma, bürünme olanakları olması gerekiyor. Bu olanakları da devletin, merkezi hükümetin, yerel yönetimlerin sunması gerekir, sunamadılar. Dolayısıyla hal böyle olunca gelenler belki köyde cacık ekmek yiyordu, mutluydu veya bazıları da zengindi ama gelip kentlerin kolanlarında yoksul düştüler. Ekmeğe muhtaç oldular. Dolayısıyla böyle bir büyük bir trajedi, büyük bir sıkıntı yaşandı. Ekonomi dışı faaliyetlere, işte çekçekçiliğe, işportacılığa, manavla, bakkalla başvurarak kendi çoluk çocuğunun iaşesini sağlamaya çalışıp, akşam evine ekmek götürmeye çalıştı. Böyle yüz binler var bu kentte. Yani Van demek sadece İki Nisan ya da Maraş Caddesi, Cumhuriyet Caddesi demek değil. Bu buralarda 100 bin kişi yaşıyorsa, bir de git Hacıbekir'e bakın, Süphan'a, İstasyon'a Şamıranaltın'a, Altıntepe, Yalımerez, mahallelerine bakın" diye konuştu.

"BİR KENTİN ANAYASASI, İMAR PLANIDIR"

Van'daki caddelerin 40-50 yıl öncesine göre dizayn edildiğini belirten Prof. Dr. Özer, "Şu anda Maraş Caddesi'nin başından sonuna gidebilmek için iki kilometrelik yolu yarım saatte ancak kat edebiliyorsun. Burası kırk-50 sene öncesine göre dizayn edilmiş. Nüfusu o zaman 150 bindi, şimdi bir milyona ulaşmış, hala aynı yollar, aynı alanlarla hizmet etmeye çalışıyor. Üstesinden gelemiyoruz. Böyle bir sıkıntımız var. Büyük bir problem var. İkinci, bir kentin anayasası imar planıdır. İmar planı da maalesef hakkıyla uygulanamadı. Her tarafta pıtrak gibi beton yığınları oluştu ve bu Van'ı geri dönülmesi mümkün olmayan bir çarpık kentleşmeyle yüz yüze bıraktı. Bir Vanlı olarak yüreğim acıyor. İkinci önemli sorunumuz bu. Üçüncüsü şehrin giriş çıkışlarına bakıyorum, taş ocakları, beton santralleri, vesaire bir şehirde girişinde veya çıkışında bunlar olmaz. Bunlar sadece görüntü olarak değil, sağlık açısından da o şehri hasta edecek unsurlardır. Bir diğer husus, Van'a gelmiş olan insanların gidebileceği parklar, bahçeler, kent möblesi, hava koridorları da açılamadı. Hal böyle olunca Van büyüdü. Biz bu büyümeye sosyolojik olarak gerçek büyüme demiyoruz. Biz buna şişme büyüme diyoruz. Çünkü bir yerde kentleşme olması için üç değişim olması lazım. Birincisi nüfus büyümesi lazım. Nüfus göçle ve kendi dinamikleriyle büyür. Yani doğurganlıkla. Ama bu yetmez. İkincisi en önemlisi de ekonomik bir değişme meydana gelmesi lazım. Yani o şehirde iş alanları olacak. İş alanları da en çok sanayidir. Turizm alanları, tarım alanlarıyla ilgili veya tarıma dalış sanayilerin olduğu alanlarla ilgili bu ekonomik değişmeye öncülük eder. Bu ekonomik yatırımlar da yok. Devlet de zaten ekonomiden el çekti. Özel sektör de, bu alanlarda kalite, kapasite, personel, ürün, pazarlama, fiyat açısından benzerleriyle, batıyla rekabet edemediği için ya kapandı yada yapmak isteyenler yapamadılar ve dolayısıyla böyle bir sorunumuz var" ifadelerini kullandı.

"BİR VAN'DA, ÜÇ TANE VAN VAR"

Van'da bir kentleşmenin meydana gelmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Özer, "Yani gelenlerin de kente uyum sağlayacak bir kültüre, zihniyete sahip olması lazım. Ama bugün Van'da, bir Van adı altında üç tane Van var. Bak bunu özellikle söylüyorum. Cumhuriyet Caddesi, Maraş Caddesi, İki Nisan'ın olduğu, konutların 1-2 milyona satıldığı, caddelerin geniş olduğu, kafelerin falan olduğu normal kent alanı diyebileceğimiz bir kent var. Bu kent hepimizin özlem duyduğu bir kent. Daha da iyi olabilir, ama hadi diyelim ki bunu iyi kabul edelim. Ama bir de bununla hiç uyumlu olmayan kenti çepeçevre sarmış, demin dediğimiz gibi kırsal mahalleleri çevreleyen, kırdan gelmiş, köylü olmaktan çıkmış, kentli de de olamamış bir kesim var. Bunlar işsiz, güçsüz, ekonomi dışı yoksulluğa düşmüş insanlar. Bir de varoşların Van'ı var. Ayrıca ikisinin ortasında kalan, emeklilerin Van'ı var. Yani ben emekliliğimi burada geçireyim, işte kendi memleketimdir, batıya gitmek için yeterince ekonomisi güçlü değil. Tekrar köye de dönmek istemiyor ve burada yaşıyor. Dolayısıyla bir Van'da üç tane Van var.  Normal Van, varoş Van, emekli Van. Bir belediye başkanının gücü, bindiği Mercedes'in numarasıyla ölçülmez. Ya da binanın güzelliğiyle ölçülmez. Bu üç Van'ı bir Van haline ne kadar getirmiş? Bununla ölçülür. Ya da imar planını ne kadar doğru dürüst uygulamış? Bununla ölçülür. Ne kadar ana arterler açmış? Bununla ölçülür. Hava koridorları var mı, yeşil alan var mı? Bununla ölçülür. Ya da kentin işsizlerine iş sağlayabilecek sahalar için zenginleri, sermayeyi teşvik etmiş mi, etmemiş mi? Bununla ölçüyor. Bunlar yapılmıyor. Gelenler, siyaset yapanlar, tabii dürüst olanları tenzih ediyorum. Genellikle kendini, kendi ailesini, cebini düşünüyor" dedi.

"TOPLUMSAL BARIŞ SORUNU VAR"

Halkın kentini değil, kendini düşünen insanlara değer vermemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Özer, "Siyasete değer katacak, halkın sorunlarını çözecek, insanlara yer ve değer vermesi gerekir. Yani sonuç itibariyle logolar, partiler tüzel kişilerdir. Tüzel kişilik bir şey yapmaz. O tüzel kişinin içinde olan gerçek kişiler önemlidir. Yani birini seçerken, belediye başkanı olarak, milletvekili olarak, sivil toplum kuruluşu başkanı olarak seçtiğin zaman, onun karakterine, dürüstlüğüne, bilgisine, birikimine, vizyonuna bakmak lazım. Bu işleri yapmaya yeterli mi, değil mi? Kendini ve cebini mi düşünüyor, halkını mı düşünüyor? Üstelik de böyle insanları seçtikten sonra, bir daha, bir daha seçiyoruz ve işte gitmiş hırsızlık yapmış, zenginleşmiş insanları da hadi gelin hep beraber alkışlayalım deyip, kendi çocuklarımıza da kötü örnek olarak gösteriyoruz. Böyle olmaz. Böyle olursa bir yere varamayız. O nedenle bir Van'ın böyle bir sorunu var. Yani göçle gelen göçün, kente entegre edilmemesinin yarattığı bir sorun var. Bir de işte şimdi pahalılık sorunu var. Ekonomi sorunu var. Halkın bizar olduğu bir sorun. Ayrıca işte bu düzensiz göçmenlerin yarattığı bir sorun var. Ayrıca bana göre hükümetin son yıllarda uygulamış olduğu hukukla ilgili, adaletle ilgili, yargı sistemiyle ilgili sorunlar var. Bunların ortadan kalkması lazım. Yani bir de toplumsal barış sorunu var. Yıllardır çözülememiş bir Kürt sorunu var. Bütün bunların ortadan kalkması için önümüzde bir seçim var. Umuyorum ve diliyorum ki halk bu sefer bilinçli hareket etsin. Artık iş başına getirilen insanları da bu sorunları çözecek insanlar olsun ve önümüzdeki süreçte de yeni Van'ı, yeni Türkiye'yi inşa ederken, böyle insanların seçildiği, yetkili ve sorumlu kılındığı insanlar olarak işbaşına getirelim ve bu şekilde devam edelim" diye konuştu.

"VAN TARIM VE HAYVANCILIK KENTİDİR"

Van için 4 tane 'T' önerisinde bulunan Prof. Dr. Özer, "Birincisi tarım. Van tarım ve hayvancılık kentidir. Ama tarım şu demek değil. Yani adam buğday ekiyor, sonra getirip işte değirmene götürüyor, un yapıyor, sonra evinde ekmek yapıp, yiyor. Biz buna tüketim için üretim diyoruz. Bu insanı zenginleştirmez. Sadece yaşatır. Peki, ne olması lazım? O buğdayın bir bisküvi fabrikasında değerlendirilmesi lazım. Bir makarna fabrikasında değerlendirilmesi lazım. Yani tarıma dayalı sanayi olması lazım. Yani birincisi tarım ve hayvancılık. Bu son derece önemli. İkincisi ticaret. Van'ı zengin edecek önemli unsurlardan birisi ticarettir. Çünkü Van bir kavşak. İran'a, Irak'a, Ermenistan'a, Nahçıvan'a, Gürcistan'a yakın. Mevcut sınır ticareti doğru dürüst yapılamıyor. Serbest bölgeler oluşturulamadı. Hâlbuki bunlar oluşturulursa, ülkeler arası ticaretle Van zenginleşebilir. Zenginlik paylaşılır, yoksulluk paylaşılmaz. İşte milletvekilleri doğru dürüst olsa, hele hele iktidar milletvekilleri böyle olur mu? Yani 20 yıldır AK Parti, iktidarda. 20 yıldır burada milletvekilleri seçiliyor. Niye buna bir çare bulmuyorlar? Milletvekilliği demek gidip Ankara'da oturmak, maaş almak, rozet takmak mı? Halk bunun hesabını sormalı. Çünkü bu yetki halkındır. Mesela sen diyelim ki bir apartmanda oturuyorsun. Sen bir apartman yöneticisi seçiyorsun. Apartman yöneticisi senin dairenin sahibi değil, sen ona huzur hakkı veriyorsun, o çöpler toplansın, asansör çalışsın. Olmadığı zaman da değiştirip hesap soracaksın. Sonra senin bulunduğun apartmanların olduğu yerde belde var. Belediye başkanı seçiyorsun. Belediye başkanı onları yapsın diye. Sonra milletvekili seçiyorsun. Bu böyle yani hak ve yetki vatandaştadır. Vatandaş bazı hak ve yetkilerinden feragat ederek delege eder, devreder. Devrettiği adamları da kontrol etmesi, hesap sorması, denetlemesi lazım, yerine getirmediği zaman da onu bir daha seçmemesi lazım. Yapılması gereken bu, bunu yapmıyor. Halkımızda bu bilinci yerleştirmemiz gerekiyor" ifadelerini kullandı.

"ÜNİVERSİTE FİLDİŞİ KULELERİNDE OLMAZ"

Bu kent için turizm ve teknolojinin çok önemli olduğunu söyleyen Özer, "Üçüncüsü de turizm. Van'da önemli değerlerimiz var. Ayrıca dağlarımız var, platolarımız var. Coğrafya var, Van Gölü var. Van Gölü'nün üzerinde turizm tesisleri yapılabilir. Ben bir araya burada geldim ve belediye başkan adayıyken 99 tane projem vardı. Bir tanesi Van Gölü'nün ortasında su müzesi mesela. Hiçbir yerde olmayan, turist çekebilecek, gelir getirebilecek önemli bir şeydi bu. Bunu Japonya'da mesela görmüştüm. Amerika'da da var benzerleri. Neden Van'da olmasın? Bizim halkımız layık değil mi? Bizim halkımız da layık. Ne eksiğimiz var? Mesela dördüncüsü de teknoloji. Bunu da üniversiteyi diyorum. Şimdi bizim üniversitede 30-40 bin öğrencimiz var. Bir şehrin kaderini; bilim, bilgi değiştirir. Üniversite fildişi kulelerinde olmaz. Halkla kopuk olmaz. Üniversitenin kentle, belediyeyle, ticaretle, sanayiyle iç içe olması lazım. Onun için dördüncüsü de teknoloji diyorlar. Çünkü teknoloji olmadığı takdirde zenginleşme olmaz. Mesela tarım dedim. Diyelim ki domates ekiyorsunuz. Domatesi, domates olarak yiyerek zenginleşemezsiniz. O domatesi eğer salça fabrikasına gönderirseniz, hem istihdamı sağlarsınız, hem domatesin fiyatını 10'la çarparsınız, hem de orada onun etrafında da bir buza bir suya atılan taş gibi yeni yeni tesisler, yeni yeni sanayiler oluşturarak gelişirsiniz. Onun için Van en temel stratejisi tarıma dayalı ürünlerin ihraç edildiği bir üs olması lazım. Sonra ticaret, sonra turizm, sonra teknoloji, bu dört T'yi unutmayalım. Van'a biz bunu entegre ettiğimiz takdirde Van'ı, makus talihini yenip, kısa sürede uçurabiliriz. Bu potansiyeli var. Umuyorum ki önümüzdeki süreçlerde bunu hep beraber başarırız" dedi.

"VANSPOR, EHİL ELLERDE OLURSA, NEDEN 1. LİG'DE,  SÜPER LİG'DE OLMASIN"

Vanspor'un içinde bulunduğu durumu da değerlendiren Özer, "Şimdi spor son yıllarda dünyanın en önemli unsurlarından birisidir. Bir örnek vereyim. Mesela benim oğlum şimdi Katar'da proje müdürü. Dünya Kupası orada olacak. Katar Dünya Kupası'nı, Katar'a almak için 200 milyar dolar para harcadı. Niye? Çünkü Katar'ı dünyaya tanıtacak bir etkinlik bu. Bütün dünya oradaki kupa maçlarını izleyecek. Büyük bir tanıtım. Yani bunu ilelebet ne yaparsanız yapamayacağınız bir şey. Son yıllarda da spor tanıtım tanıtımla ilgili bir işlemi var. Gelirle ilgili bir işlevi var. Yani sporcu, yemesi, içmesi, maçlara gelecek olan insanlar falan filan. Onlar kente bir katkı da sunuyor. Toplumsal barışa etkisi, katkısı olabilir. Gerçi son yıllarda Türkiye'de bazen bu yanlış da kullanıldı. Ama spor aynı zamanda barışa da aracılık edecek bir şeydir. Vanspor da ehil ellerde olursa, neden 1. Lig'de,  Süper Lig'de olmasın. O zaman Van'ın ismi Türkiye'de, dünyada daha çok duyulmaya başlar. İşte Van'ın diyelim ki kahvaltısı çok meşhur. Otlu peyniri, yayla muzu, buradaki eti, sütü hiçbir yerde olmayacak değerlerdir. İnsanlar bazen kahvaltı yapmak için Van'a geliyorlar. Biz bunları mesela değerlendirebiliriz. Onun nedenle iç turizm anlamında baktığımızda, yani nasıl ki bu bir turistik tanıtım ise, spor da aynı şekilde bir tanıtım aracıdır, bir geçim aracıdır, bir reklam aracıdır. Bir toplumsal barış aracıdır. İyi değerlendirmek lazım. Mesela Van'ın çok sayıda yurt dışında, yurt içinde, Ankara'da, İstanbul'da zenginleri var. Belediye başkanı, vali, ticaret odası gidip orada o insanları bir araya getirebilir. Yardım geceleri düzenlenebilir. Onları buraya getirip yatırım yapabilir. Yani şimdi sen buraya önce Vanlı olarak yatırım yapmazsan Sabancı Koç niye gelsin yapsın? Sabancı'yı gitti Maraş'ta bir yatırım yaptı. Maraş'ın kaderi değişti. Yani bizim insanımızın aklı biraz da gözlerindedir. Yani parası olan bina yapıyor ya da otel yapıyor. Hâlbuki fabrika yapması lazım. Teknolojik ürünler olması lazım. Ya da buranın milletvekilleri dişli olursa, bir otomobil fabrikası niye manda olmasın? Van'ın kaderini değiştirir. Küçük düşünmeyelim. Yani dolayısıyla spor da bunlardan bir tanesidir. Vanspor'da bu anlamda önemlidir. Ben kendilerine başarılar diliyorum. İnşallah önümüzdeki dönem Vanspor'u birinci ligde beraber görmek isteriz" diyerek sözlerini tamamladı.

Van Bölge Gazetesi: Bişar Ulutaş

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER