VAN HABER

Van Gölü'nde çoğu kişinin bilmediği gizem: Duyan yabancılar görmek için yarışıyor!

Van Gölü, sadece sodalı suyu ve İnci Kefali ile değil, yüzeyin altında sakladığı devasa 'taş ağaçlar' ile de bilim dünyasını şaşırtıyor. Dünyanın en büyük 'Mikrobiyalitleri'ne ev sahipliği yapan göl, dalış turizminin yeni Kapadokya'sı olma yolunda.

Abone Ol

Türkiye'nin en büyük, dünyanın ise en büyük sodalı gölü olan Van Gölü, derinliklerinde binlerce yıllık bir sırrı saklıyor. Halk arasında bazen 'su altı peri bacaları' olarak da adlandırılan Mikrobiyalitler, gölün tabanından yüzeye doğru yükselen devasa kireçtaşı kuleleri oluşturuyor.

MERCANLARA BENZİYOR AMA TAŞLAŞMIŞ BİR ORMAN GİBİ

Bilimsel araştırmalara göre; göl tabanındaki tatlı su çıkış noktalarında yaşayan siyanobakteriler (fotosentez yapan bakteriler) ile gölün sodalı suyunun birleşimi sonucu kalsiyum karbonat çökeltileri oluşuyor. Bu kimyasal reaksiyon, yüzyıllar içinde birleşerek boyları yer yer 40 metreye ulaşan devasa dikitleri meydana getiriyor.

NASA'NIN DA RADARINDA

Van Gölü'ndeki bu oluşumlar, Mars'taki yaşam izlerini araştıran bilim insanları için de önemli bir laboratuvar niteliği taşıyor. Geçmişte NASA'nın paylaştığı uydu fotoğraflarıyla gündeme gelen göl, yapısı itibarıyla dünyada eşine az rastlanan bir ekosisteme sahip.

DALIŞ TURİZMİNİN YENİ GÖZDESİ

Özellikle Adilcevaz ve Altınsaç açıklarında yoğunlaşan mikrobiyalit tarlaları, su altı fotoğrafçılarının ve profesyonel dalgıçların ilgisini çekiyor. Berrak suda görüş mesafesinin yüksek olduğu dönemlerde, bu devasa sütunların arasında dolaşmak, 'başka bir gezegende yürüyüş yapmak' hissi uyandırıyor. Yerel turizmciler, bu potansiyelin daha fazla tanıtılarak Van'ın sadece kültür değil, bir 'dalış merkezi' olarak da markalaşmasını hedefliyor.