Van'ın Erciş ilçesine bağlı Zilan Havzası'nda yürütülen jeotermal sondaj çalışmalarıyla ilgili çevre örgütlerinden çok sert açıklamalar geldi. Mezopotamya Çevre ve Ekoloji Platformu Koordinatörü Mirbahattin Demir, bölgede "seracılık" adı altında yürütülen faaliyetlerin gerçekte jeotermal enerji (JES) projesi olduğunu ileri sürerek, çevre felaketine yol açabilecek uygulamalar yapıldığını iddia etti. Demir, konuyla ilgili suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı.
"Tabelada seracılık yazıyor ama resmi kayıtlarda JES görünüyor"
Demir, bölgede yürütülen çalışmaların kamuoyuna "seracılık" projesi olarak tanıtıldığını, ancak resmi proje kayıtlarında bunun jeotermal elektrik santrali (JES) kapsamında yer aldığını öne sürdü. Bu durumun kamuoyunda kafa karışıklığı yarattığını savunan Demir, ilk etapta dört köyün projeden doğrudan etkileneceğini iddia etti. Demir, “ Tabelaya seracılık yazılması gerçeği değiştirmiyor. İlk etapta dört köy bu proje nedeniyle ortadan kaldırılıyor. İnsanlar neyle karşı karşıya olduklarını bilmiyor." Dedi.
"Ağır metal yüklü akışkanlar sulama kanalına dökülüyor"
Sondaj çalışmalarına ilişkin en ciddi iddiasını paylaşan Demir, şunları kaydetti:"Jeotermal sondaj sırasında yerin derinliklerinden çıkan akışkanlar çok yüksek miktarda ağır metal içeriyor. Bu akışkanların sulama kanalına boşaltıldığını görüyoruz. Eğer bu doğruysa bu sadece çevre suçu değil, aynı zamanda halk sağlığını doğrudan tehdit eden çok ağır bir durumdur. Bu nedenle suç duyurusunda bulunacağız."
"Toprağı öldürür, ürünü zehirler"
Demir, jeotermal akışkanların doğaya bırakılmasının yaratabileceği sonuçlara da dikkat çekerek, "Bu akışkanlar yüksek sıcaklık, yoğun tuz ve çok sayıda zehirli element içeriyor. Sulama kanalına verildiğinde önce toprağın yapısını bozuyor. Toprak tuzlanıyor, çoraklaşıyor ve yıllarca ürün veremez hale geliyor. Çiftçinin emeği yok oluyor." şeklinde konuştu. Demir, "Bitkiler bu ağır metalleri köklerinden alıyor. Arsenik, kurşun, kadmiyum, cıva gibi maddeler ürünlere geçebiliyor. İnsanlar farkında olmadan bu ürünleri tüketiyor. Bu durum gıda güvenliği açısından son derece ciddi bir tehdittir." diye konuştu.
"Yeraltı suları da kirlenebilir"
Demir, söz konusu akışkanların sulama kanallarına deşarj edilmesinin yalnızca tarım arazilerini değil, yeraltı su kaynaklarını da olumsuz etkileyebileceğini öne sürdü. Kirli akışkanların toprağa sızarak içme ve kullanma suyu kaynaklarına ulaşma riski taşıdığını savunan Demir, su kaynaklarının kirlenmesinin gelecek kuşakların yaşam hakkını da tehdit edeceğini ifade etti.Jeotermal akışkanların ekosistem üzerindeki etkilerine değinen Demir, şunları söyledi: "Bu akışkanlar sadece toprağı değil, suyun ulaştığı bütün yaşamı etkiler. Sulama kanalları, dereler ve buralarda yaşayan canlılar ağır metal ve yüksek sıcaklık nedeniyle zarar görür. Ekolojik denge geri dönüşü zor şekilde bozulur."
"Arsenikten cıvaya kadar birçok zehirli madde bulunabiliyor"
Demir, jeotermal sondajlardan çıkan akışkanların içeriğinde çeşitli ağır metaller ve kimyasal bileşiklerin bulunabildiğini belirterek, bu akışkanlarda arsenik, bor, cıva, kurşun, kadmiyum, lityum, florür ile çeşitli sülfür bileşiklerinin yer alabileceğini öne sürdü. Özellikle arseniğin insan sağlığı açısından ciddi risk oluşturabilecek toksik bir element olduğunu ifade eden Demir, yüksek konsantrasyondaki borun bitkiler üzerinde fitotoksik etki yaratabileceğini, kurşun ve kadmiyumun ise toprakta uzun yıllar kalıcılığını koruyabilen ağır metaller arasında yer aldığını savundu.
"Buna izin vermeyeceğiz"
Demir, hukuki süreci başlatacaklarını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
"Çevre Kanunu ve Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği ortadayken bu tür akışkanların doğrudan sulama kanallarına verilmesini kabul etmiyoruz. Zilan sadece birkaç köyün değil, bütün bölgenin yaşam alanıdır. Doğa şirketlerin kâr alanı değildir. Zilan'ı savunmaya devam edeceğiz ve sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacağız."