Türkiye siyaseti muhtelif bir karambolün içinde

Abone Ol

Türkiye siyaseti her dönem karışık meselelerle yüz yüze gelmiştir. Ancak yeni yüzyılla birlikte bu karmaşıklık hali farklı bir boyut kazanmıştır. Özellikle 2002 yılı, Türkiye siyasi tarihi açısından önemli bir dönüm noktası olmuş, yeni bir siyasi partinin iktidara gelişiyle birlikte ülke siyaseti farklı bir atmosfere sürüklenmiştir.

Bugün geldiğimiz noktada, 2026 Türkiye’sinde siyasi ilişkiler ve siyaset arenası bambaşka bir görünüm arz ediyor. Yaklaşık iki yıldır devam eden yeni modeldeki çözüm süreci, bölünmenin sancılarını yaşayan bir ana muhalefet partisi, yeni partiler, yeni cepheler, yeni yüzler ve eski isimlerin yeni siyasi maceraları...

Türkiye’de siyaset gerçekten farklı bir şekilde işliyor.

Geçtiğimiz günlerde bir gazeteci olarak İstanbul’da düzenlenen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü” konferansına katıldım. Bu programa yalnızca haber takibi amacıyla değil, aynı zamanda bir yazar olarak değerlendirmelerde bulunmak için de iştirak ettim. İki gün boyunca birçok siyasetçi, akademisyen, yazar ve aktivistle görüşme fırsatı buldum.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken, ilk yüzyılda yapılan hataların eleştirildiği ve geleceğin nasıl daha yaşanabilir hale getirilebileceğinin tartışıldığı konferansta onlarca farklı görüş ve inançtan isim söz aldı. Kürt sorunu başta olmak üzere ülkenin çeşitli meselelerine yönelik çözüm önerileri ve demokrasinin bu sorunlara nasıl çare olabileceği konuşuldu.

Görüştüğüm birçok isim, konferansın ortaya çıkardığı en önemli sonucun “birlik ve beraberlik” atmosferi olduğunu ifade etti. Görünen o ki, ülkenin barışına ve huzuruna yönelik demokratik çözüm arayışları, farklı düşüncelere sahip insanları aynı masa etrafında buluşturabiliyor.

Ancak asıl soru şu:

Bu konferansta ortaya çıkan birlik görüntüsü ülkenin geneline yayılabilir mi?

Bir tarafta kamuoyunun ilk kez duyduğu “Mutlak Butlan” krizi, diğer tarafta Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında çıkarılması beklenen ancak bir türlü hayata geçirilemeyen yasal düzenlemeler, öte yandan parçalı ve kendi içinde tartışmalı bir muhalefet...

Tüm bunlar düşünüldüğünde Türkiye’nin “birlik ve bütünlük” görüntüsünden oldukça uzak bir noktada olduğu görülüyor.

CHP’nin başına “Mutlak Butlan” kararıyla getirilen eski genel başkanın sık sık dile getirdiği “arınma ve temizlenme” mesajları son dönemde ülke gündeminde önemli bir yer tutuyor. Bu hamlenin yalnızca iktidara değil, aynı zamanda parti içerisindeki diğer muhalif kanatlara da alan açtığı açıkça görülüyor.

CHP’den ayrılmaya hazır bekleyen isimlerin yeni parti hazırlıkları yaptığı yönündeki iddialar siyaset kulislerinde yüksek sesle konuşuluyor. Silivri’de bulunan belediye başkanı ve onun etkisi altında olduğu öne sürülen parti yönetiminin, artık farklı bir siyasi yol haritasına yöneldiği yorumları yapılıyor.

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdiği Ekrem İmamoğlu’nun ülkenin geleceğine dair net bir siyasi vizyon ortaya koyamadığını daha önce de çeşitli vesilelerle ifade etmiştim. Amaç mevcut rejimi değiştirmek değil, mevcut sistem içerisinde yönetimi devralmak olarak görülüyor.

Bir dönem muhalefetin temel hedeflerinden biri olan “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” söylemi ise artık siyasi gündemde eski etkisini kaybetmiş durumda. Özellikle 2016 sonrası oluşan yeni siyasi gerçeklik içerisinde bu modelin uygulanabilirliğine ilişkin inanç oldukça zayıflamış görünüyor.

Siyasette bazen hitabetten çok zekâ belirleyici olur. Siyasi dahilik ise uzun yıllara dayanan tecrübe ve stratejik akıl gerektirir. Bugün muhalefetin, özellikle de ana muhalefetin içinde bulunduğu tablo, siyaset sahnesinde görünmeyen bazı hamlelerin ve hesapların etkisini düşündürüyor.

Ulusalcı çizgideki ana muhalefette bunlar yaşanırken, muhafazakâr ve İslamcı gelenekten gelen partilerde ise sessiz ama dikkat çekici bir hazırlık göze çarpıyor.

Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Fatih Erbakan, Mahmut Arıkan ve 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü aynı karede buluşturan son görüntü, sıradan bir protokol fotoğrafından çok daha fazlasını ifade ediyor olabilir. D-8 Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın 29. kuruluş yıl dönümünde verilen bu fotoğraf, siyasetin satır aralarını okumayı bilenler açısından yeni bir denklemin habercisi olarak yorumlanabilir.

Belki de Türkiye siyasetinde yeni bir dönemin ilk işaret fişeği çoktan atılmıştır.

2016 yılında Kürt siyasetine yönelik müdahaleler ve dokunulmazlıkların kaldırılması sürecinde “Anayasaya aykırıdır ama evet” diyen isimlerin bugün farklı pozisyonlarda bulunması da siyasetin dikkat çeken çelişkilerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Dün sürece karşı çıkanların bugün “Bu parti devlete yön veren partidir, kardeşlik sürecinin tam içinde olmalıdır” demesi, siyasetteki dönüşümün ya da tutarsızlığın yeni örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Hasılıkelam, Ahmet Kaya’nın "Başım Belada" şarkısındaki o meşhur sözleri hatırlamamak elde değil:

“Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça...”