Şehir ve Kenar Mahalleler: Sessizlik ve Unutuluş Döngüsü

Abone Ol

Şehirler, yönetim organları ile vatandaşlar arasında karşılıklı farkındalık, talep ve hesap verebilirlik ilişkisi oluştuğunda canlı ve dinamik olur. Ancak bu döngü kırıldığında, kentsel hizmetlerin kalitesi düşer ve devlet kurumlarının ilgisizliği bir alışkanlık halini alır. Bu durum, özellikle hayatta kalma mücadelesi veren yoksul kesimlerin yoğun olduğu kenar mahallelerde daha belirgin şekilde kendini gösterir.

Kentsel kalkınmanın en önemli unsurlarından biri, vatandaşların haklarını bilmesi ve bu haklarını talep etme kapasitesine sahip olmasıdır. İnsanlar şehir yaşamının kalitesine duyarlı olduğunda ve isteklerini belediyeler ve diğer resmi kurumlar nezdinde ciddi şekilde dile getirdiğinde, şehir yöneticileri de hizmetlerini geliştirmek ve hesap vermek zorunda kalır. Ancak birçok toplumda, yetersiz farkındalık, şehircilik kültürünün zayıflığı ve vatandaşların haklarına ilgisizliği, belediyelerin ve diğer resmi kurumların sorumluluktan kaçmasına yol açar. Talep yoksa, kaynak harcama ve hizmetleri iyileştirme gerekçesi de ortadan kalkar. Sonuç olarak, kusurlu bir döngü oluşur: kentsel hizmetler minimum düzeyde kalır, yaşam kalitesi düşer ve genel ilgisizlik devam eder.

Bu döngü, kenar mahallelerde daha belirgindir. Bu bölgelerde yaşayanlar çoğunlukla düşük gelirli kesimlerden oluşur ve temel kaygıları günlük yaşamlarını sürdürmektir. Bu durumda, eğitim, sağlık hizmetleri, yeşil alanlar, toplu taşıma ve hatta sokak ve caddelerin asfalt kalitesi gibi kentsel talepler öncelik kazanamaz. Bazı bireyler talepte bulunsa bile, sesleri diğer sorunların gürültüsünde kaybolur ve yöneticilere ulaşmaz. Bu sessizlik, ilgisizliğin sürmesine izin verir.

Ancak, bu bölgelerin ihmal edilmesi yalnızca buralarda yaşayanları etkilemez; tüm şehri etkiler. Eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği, altyapı eksiklikleri, güvenli olmayan ve çukurlu sokaklar, düzensiz çöp toplama, başıboş köpekler ve diğer evcil olmayan hayvanlar, şehir yaşamının konforunu ve sağlığını tehdit eder ve er ya da geç merkeze taşar. Bu nedenle, kenar mahallelere dikkat etmek bir lütuf değil, tüm şehrin sağlığı ve refahı için bir zorunluluktur.

Bu döngüden çıkmanın birkaç temel yolu vardır: Öncelikle kentsel ve sosyal hizmetler, vatandaşların günlük yaşamlarıyla ilişkilendirilmelidir; örneğin, iyi donanımlı okullar çocuklar için daha iyi bir gelecek, yerel sağlık klinikleri ailelerin sağlık ve maliyetleri için tasarruf, asfaltlı sokak ve caddeler güvenli ulaşım, düzenli çöp toplama ve başıboş hayvanların kontrolü hastalıkların önlenmesi ve huzurun sağlanması anlamına gelir. Toplu taşıma ekonomik ve güvenli olduğunda ailelerin günlük harcamaları azalır. Ayrıca yerel ve basit eğitimlerle vatandaşların haklarını öğrenmesi ve kentsel yaşam kalitesine duyarlılığı artırılabilir. Kenar mahallelerde örgütlenme önemlidir; dağınık sesler duyulmaz, ancak dernekler, mahalle konseyleri ve sivil toplum kuruluşları çatısı altında toplandığında güç kazanır. Medya ve sivil toplumun rolü de kritiktir; sessiz mahallelerin sesini yansıtabilir ve kamuoyu baskısı ile yöneticilerin dikkatini çekebilir.

Unutulmamalıdır ki, şehir kurumlarının görevi yalnızca doğrudan taleplere yanıt vermek değildir; sorumlulukları doğrultusunda en yüksek kalitede hizmet sunmaları gerekir. Ancak deneyim göstermiştir ki, vatandaşların aktif katılımı olmadan kalıcı bir iyileşme mümkün değildir. Farkındalık, talep ve etkili katılım –en yoksul mahallelerden bile– sessizlik ve ilgisizliği kırmanın anahtarıdır. Ancak bu şekilde eğitim, sağlık ve kentsel hizmetler gerçek anlamda gelişir ve merkez ile kenar arasındaki uçurum azalır.