Bindiğin otobüste, yaklaşan arama-kontrol noktasının tedirginliğini yaşayan halkımız…
Geçmişe dair tüm anılarında ya bir polis, ya bir jandarma ya da işkence günleri bulunan halkımız…
Hukukta “yüce”, mahkemede “cüce” Türk milleti…
Sevgili Malatyalılar, Malkaralılar, Maltepeliler halkımız…
Yurtta biz bize benzeriz, cihandan habersiz şanlı milletimiz.
Türkiye’de siyaset dediğin şey aslında Yalan Rüzgâr’ının Ankara şubesi gibi. Hikâye hep aynı: kriz hiç bitmiyor.
Haftaya Koray Aydın’ın MHP’ye geri döneceği iddiasıyla başladık. Önce “bitti bu iş” deniyor, yıllar geçince “bizim de hatalarımız vardı” diyerek aynı sofraya yeniden oturuluyor.
Bahçeli, Meral Akşener’in dönüşü için çizmeleriyle yürürken bu ara Ferdi Tayfur değil de Sezen Aksu dinliyorsa şaşırmam:
“Geri dön, ne olursun geri dön…”
Ama memleketin asıl ağırlığı da tam burada başlıyor.
Ardından Abdullah Gül için “yeni parti kuruyor” haberleri çıktı. Ankara’da hareketlilik denilen şey çoğu zaman yavaş hareket eden siyasetçilerdir.
Zaten bu ülkede erken emeklilik kalmadı. Siyasetçiler ise mezarda emekli olmak için yemin etmiş gibi davranıyor.
Erken emeklilik yok ama erken seçim çok.
Ankara kulisleri yine tarih veriyor:
2027 ilkbaharı mı, sonbaharı mı?
Türkiye yeniden sandığa gidiyor.
Sandık denilince irkiliyoruz artık. Çünkü biz kimleri ne sandıkta oy verdik ama sandığımızla kaldık hep.
Ama dürüst konuşalım:
Abdullah Gül’den siyasi fırtına beklemek, Fenerbahçe’nin teknik direktörlüğü için ismi geçen Aykut Kocaman’ın hücum futbolu oynatacağını beklemekle aynı şey.
Haftanın en ağır başlığı ise Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan için konuşulan “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” meselesiydi.
Bahçeli çözüm için konuştukça, ses başka yerlerden çıkıyor. Oysa bu memleketin en çok ihtiyaç duyduğu şey konuşabilmek.
Şamil Tayyar da çıktı ve dedi ki:
“Eğer Öcalan’a statü verilirse, bu öfkenin nerede duracağını kestirmek mümkün değil.”
…Tayyare… Selam söyle Şamil Tayyar’a.
Şamil Tayyar hâlâ yılın 1998 olduğunu sanıyor. Sanırım kendisini biraz güncellemesi gerekiyor.
Anlaşılan Bahçeli’nin açıklamasıyla süreçte yeni bir aşamaya geçiliyor. Ama nasıl bir aşamaya geçileceği ise tam bir muamma.
Öte yandan ODTÜ’de saldıran taraf yine kendini “vatan savunmasında” sanıyordu. Kimse dönüp saldırganlara “bu bayrak sizin öfkenizin sopası değil” demediği gibi, saldırıya uğrayan öğrenciler “bayrağa saygısızlık” suçlamasıyla hedef oldu.
Ve nihayet…
CHP yönetimi de 81 ilde saha çalışması başlatacağını açıkladı.
Bi zahmet!
Zaten halk yıllardır pazarda, otobüste, kirada, faturada saha çalışmasının en ağırını yapıyor.
Bu sırada Sivri zekâlı Yılmaz Özdil, Amedspor’un asıl isminin “Melik Ahmet Turanspor” olduğunu söyledi. Eğer burdan bakacaksak hikâye uzun: Fenerbahçe’nin isminin zengin Rum ailelere verilen “Fanariyotes, Galatasaray’ın Gloria olduğunu da konuşalım.
Amed ismiyle takım kurulmasını yıllarca yasakla, sonra Amedspor’un kökeni buraya dayanıyor diye kendince ahkâm kes. Hem suçlusun hem güçlüsün.
“Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur…”
“Atam”, yine sen bilirsin ama…
Ne sağlam bir kafamız kaldı ne de sağlam bir vücudumuz.
Çünkü çoğu ilacı artık sigorta karşılamıyor.
Bir Türk’ün vücudu dünyaya bedeldir ama kafa için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
Bizde kafa dediğin sadece taşınır,
bazen de sadece kaşınır…
“Neticede biz Viktor Hugo’nun değil,
Orhan Kemal’in sefilleriyiz.”