Reklamların Ulaşamadığı Anneler

Abone Ol

Bugün Anneler Günü…
Televizyon ekranlarında indirim reklamları dönüyor.
Çiçek kampanyaları, mücevher fırsatları, kahvaltı rezervasyonları…
Kapitalizm yine en kutsal duygulardan birine fiyat etiketi asıyor.
Anne sevgisi, bu çağda biraz da satın alınabilir bir vitrin süsüne dönüştürülmek isteniyor.
Ama bu ülkenin bütün anneleri aynı güne uyanmıyor.
Bazı anneler var;
reklam müziklerinin ulaşamadığı evlerde yaşıyorlar.
Bir mezar taşı bile olmayan çocuklarının fotoğrafına sarılarak uyuyor,
yıllardır kapısı çalmayan evlerde sessizce yaşlanıyorlar.
Bugün televizyonlarda yine “anneler cennettir” diyen siyasi mesajlar yayınlanacak.
Muhtemelen bir danışman ordusunun hazırladığı steril cümleler,
özel ışıklarla çekilmiş videolar,
duygusal piyano müzikleri eşliğinde milyonlara servis edilecek.
Ve aynı iktidar akılları,
aynı devlet mekanizmaları,
bu topraklarda yıllardır dökülen kanın ardından yükselen ağıtları hiç duymamış gibi davranacak.
Oysa bu ülkenin anneleri yalnızca doğurmadı;
yas tuttu, mezar aradı, kemik topladı.
Ben gazeteciyim.
Bazı haberleri yazarsınız ve unutursunuz.
Bazılarıysa ömrünüz boyunca içinizden çıkmaz.
Hediye Ataman’ın haberini yaptığım günü unutamıyorum.
Van’ın Erciş ilçesinde küle dönmüş bir evin duvarları arasında dolaşırken,
orada yalnızca yanmış bir yapı görmedim.
Bir annenin yarım kalmış hayatını gördüm.
İnsan bazen bir haber yazmaz;
o haber gelip insanın içine yerleşir.
Ve sonra ne zaman “Anneler Günü” dense,
bazı yüzler gelip insanın vicdanına oturur.
Taybet İnan’ın günlerce Cizre sokaklarında bekletilen bedeni…
Lokman Birlik’in panzer arkasında sürüklenen bedeninin ardından dizlerine vurup
“Lawê min… lawê min…” diye yanan bir annenin sesi…
Ekin Wan’ın teşhir edilen bedeninde aşağılanan yalnızca bir kadın değildi;
bir halkın hafızasıydı.
Bazı annelerin çığlığı yıllarca kulağınızdan çıkmaz.
Bu coğrafyada annelik bazen bir mezar taşı aramaktır.
Bazen bir DNA sonucunu beklemek…
Bazen bir poşetin içinden çıkan birkaç kemiğe sarılmaktır.
Ve bütün bunlara rağmen,
en çok da bu anneler barış dedi.
Çünkü evladını toprağa veren bir anne bilir;
savaşın kazananı olmaz.
Bir annenin gözyaşı hangi dili konuşursa konuşsun aynıdır.
Türkçe ağladığında da yakar insanı,
Kürtçe ağıt yaktığında da

Bugün Anneler Günü.
Belki milyonlarca insan annesinin elini öpecek.
Ama ben bugün en çok Cumartesi Anneleri’nin ellerini düşünüyorum.
Yıllardır kayıp çocuklarının fotoğrafını taşımaktan yorulan elleri…
Çünkü bu ülkenin gerçek hafızasını anneler taşıyor.
Ve bu ülke bir gün gerçekten iyileşecekse,
o iyileşme büyük salonlarda yapılan siyasi konuşmalarla değil;
meydanlarda çocuklarını bekleyen annelerin duasıyla başlayacak.
Çünkü hiçbir propaganda,
bir annenin gözyaşından daha güçlü değildir.