Heval...
Ankara’nın siyaset rüzgarı gibi fırıldak olanını ne Mezopotamya’nın kadim toprakları gördü ne de insanlık tarihi.
Dün gibi hatırlarım; hani o haşmetli "dünya liderimiz" bundan on yıl evvel kükrüyordu. "Alın NATO’nuzu başınıza çalın!" diyerek yüzünü gururla Avrasya’ya, Putin kardeşine dönmüştü. Gitti, milyarlarca doları bayılıp sandıktan bile çıkaramadığı, depolarda çürümeye terk ettiği S-400 füzelerini satın aldı. Ne için? Şöyle bir Rus havası atmak, dosta düşmana caka satmak için. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Ortadoğu’da Kürtlerin bitmek bilmeyen iradesi ve İsrail’in bölgedeki o emperyal hegemonyası kabusa dönüşünce, devlet aklı bir gecede çark ediverdi; yüzünü yeniden o eski, "Emperyalist" dedikleri NATO’ya dönüverdi. Hem de kayıtsız, şartsız, sorgusuz ve sualsiz...
İki gündür Beştepe Sarayı’nda bir tiyatro izliyoruz. Sarayın mermer dehlizlerinde mehter marşı gümbürdeniyor. Peki, konuk kim? Bizim sarışın dost, kovboy Donald Trump! Mehteran takımı "Ceddin Dedem" diye yeri göğü inletirken, Trump’ın yüzünde o bildik, müstehzi Amerikan gülümsemesi belirdi. Eliyle şöyle bir işaret yaptı; hani "İyisiniz, tamam, hadi devam edin" der gibi... Alay mı etti, bizimkilerle kafa mı buldu, onu da sarayın gedikli dalkavukları Ahmet Hakan ve Abdülkadir Selvi oturup köşelerinde düşünsün. Yahu madem mehter marşı çalıyorsunuz, Erkan Tan'ı da çağırsaydınız ya! En azından o muazzam coşkusuyla diplomatik yollarla Trump'a "Ver mehteri!" diyerek tarihi bir ayar verirdi!
Sonra oturdular masaya. "Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım" diyerek Sütlü Nuriye kaşıkladılar. Ama Trump bu; ne kural tanır ne tatlı! Ağzının kenarlarından Sütlü Nuriye şerbetleri dökülürken, hafızaları tazeleyip rahip Brunson olayını hatırlatıverdi. Bizim dünya liderine üstü kapalı bir "İyi anlaşıyoruz, iyidir" imasında bulundu. Hani, "Söz dinler, arkasını sıvazlarsan iş yapar" kabilinden, tam bir sömürge valisi edasıyla...
Üstüne bir de F-35 savaş uçakları için havada uçuşan mavi boncuklar dağıttı. Kol kola, omuz omuza yürüdüler Ankara’nın şatafatlı koridorlarında. Gel gör ki, Trump’ın bu F-35 sözünü tutması için önce Amerikan Kongresi’nin o aşılmaz duvarlarını aşması gerekiyor. Biz ne ara unuttuk yahu? Türkiye, Rusya’dan o S-400’leri aldı diye F-35 programından kapı dışarı edilmemiş miydi? CAATSA yaptırımları hala bir balyoz gibi Türkiye'nin tepesinde durmuyor mu?
Değişen şey şu, sevgili okurlar: Bizim devlet aklının hiç değişmeyen, paslanmaz bir genetiği vardır. Eğer söz konusu Kürtler ise, gerisi teferruattır. Tüm güvenlik stratejisini, tüm geleceğini Kürtlerin bölgedeki varlığını ve kazanımlarını yok etmek üzerine kuran bu akıl; şimdi NATO şemsiyesi altında Kürtlere yönelik baskıyı nasıl artırırım, Kürtleri bu denklemden nasıl dışarı atarımın pazarlığını yapıyor. Gazetelerde, televizyonlarda hedef hep "İsrail" diye gösterilir ama siz o "cambaza bak" hikayelerini geçin. Asıl hedef, asıl karın ağrısı yine ve yeniden Kürtlerdir.
Bu hengamede komşumuz Yunanistan’ın Başbakanı Miçotakis ise pek kurnaz çıktı. F-35 konusunda kendisine mikrofon uzatılınca "Yorum yapmam" diyerek kapıları yüzümüze kapattı. Ey Miçotakis! O kadar Sütlü Nuriye'mizi yedin, içtin; bu nankörlük niye!
Öte yandan, Avrupa'da işleri tıkırında olan Fransa Başbakanı ise bu kirli pazarlıklara, bu toz duman tartışmalara hiç girmedi bile. Sabahın köründe Ankara sokaklarında şortunu çekip jogging’e çıktı. Koşu için özellikle Arjantin Caddesi’ni seçerek, aslında Dünya Kupası’ndaki en büyük rakipleri Arjantin’e muzip bir diplomatik mesaj verdi.
Peki, bu NATO zirvesinin bize somut yansımaları nasıl olacak?
Şimdi Ankara kulislerinde fısır fısır ne konuşuluyor biliyor musunuz? Bizim "dünya liderimiz", eğer sarışın dostu Trump’tan o beklediği icazeti ve dolar desteğini alabilirse, önümüzdeki yılın nisan ya da mayıs ayında ülkeyi apar topar bir erken seçime götürebilir.
Koltuk sevdası, Kürt fobisi ve bir tepsi Sütlü Nuriye... İşte size 21. yüzyılın "büyük, yerli ve milli" dış politikasının hazin bir özeti.
Ver mehteri ver, nasılsa arkasından zamlar geliyor!