Kent Yaşamı Ruhumuzu Nasıl Zorluyor?

Abone Ol

Son zamanlarda Van sokaklarında yürürken insanın gözü ister istemez hep aynı manzaraya takılıyor. Bitmek bilmeyen yol çalışmaları, havada uçuşan toz, tükürme senfonisi (!) bir de birbirini hiç görmüyormuş gibi yürüyen kalabalıklar… Şehir sanki bize küçük küçük sabır testleri yapıyor.

Psikolojide bilinen bir şey çevreye bağlı stres faktörleri, ruh halimizi doğrudan etkiler. Gürültü, kirlilik, düzensizlik… Beynimiz bunları tehlike sinyali gibi algılıyor. Yani sadece akşam eve vardığımızda üzerimiz tozlanmıyor, ruhumuz da yavaş yavaş kirleniyor. Tahammül eşiği düşüyor, küçük şeylere bile parlayan sinirler işte biraz da bundan.
Ama işin ironi yönü de var, Van Gölü’nün kıyısına gittiğinizde ya da Edremit’in serin rüzgârını yüzünüzde hissettiğinizde, aynı şehir birdenbire bambaşka görünüyor. Demek ki mesele sadece mekânda değil, bizim onu nasıl yaşadığımızda da gizli.

Belki de kent bize şunu fısıldıyor: “Yavaşla, derin bir nefes al” Yol çalışmaları bitecek mi, bilmiyoruz, toz bulutları azalacak mı, o da meçhul. Ama birbirimize daha az bağırmayı, daha çok dinlemeyi öğrenebiliriz. Çünkü şehir, ne kadar karmaşık olursa olsun, içinde yaşayan insanlarla güzelleşiyor.

Yaşar Kemal’in sözleri geliyor aklıma: “Van yıkılmış da yapılmamış. Bu gidişle yapılmayacağa da benziyor. Vanlılar kadar şehirleriyle ilgisiz insanlar hiçbir yerde göremezsiniz. Bundan dolayıdır ki, Van, Van olamayacaktır. Bahtsız diyar.”

Şehrin yolları, tozlu sokakları ve karmaşası düşündüğümüzde, sözler hâlâ güncel.

Kent, biz ona değer vermedikçe, tam anlamıyla var olamıyor; ruhu da bizden payını alıyor.

Tozlu hava dağılır, yol bir gün tamamlanır ama kalbimizi sakin tutmayı öğrenmezsek şehir değil bizler tükeneceğiz!