İmo ve Yüzüncü Maymunu Beklerken

Abone Ol

Japonya açıklarında küçük bir ada düşünün. Orada yaşayan maymunlar var. Bilim insanları bu maymunları uzun süre gözlemliyor. Çünkü onların davranışları insanlara cok benzer.Bazen bir şeyler küçük başlar… ama sonra herkesin hayatına sızar. Bunu hepimiz yaşamışızdır. Birinin söylediği bir söz, bir yerde gördüğümüz bir davranış, bir anda “normal” olur. İşte Yüzüncü Maymun hikâyesi de tam böyle bir şeye benzetilir.

Bu maymunlara zaman zaman tatlı patates veriliyor. Patatesi yere atıyorlar, kumun içine bulaşıyor. Bir gün İmo adında genç bir maymun farklı bir şey yapıyor: İmo patatesi denize götürüp yıkıyor. Kumdan temizleyip öyle yiyor.

Başta diğerleri İmo'ya garip bakıyor. Ama sonra birkaç genç maymun daha aynı şeyi yapmaya başlıyor. Çünkü görüyorlar: temiz patates daha güzel.

Zamanla bu davranış yayılıyor. Ada içindeki maymunlar artık patatesi yıkamadan yemiyor.

Buraya kadar her şey normal. Öğrenme, görerek taklit etme… Hayvanlarda da insanlarda da olan bir şey.

Ama hikâyenin devamı biraz “efsaneleşiyor”.

Sonra anlatılanlara göre, bu davranış belli bir sayıya ulaştığında,yani “yüzüncü maymun” denilen eşik geçildiğinde bir şey oluyor:
Sanki hiç temas etmeyen, başka adalardaki maymunlar da aynı şeyi yapmaya başlıyor.

Hiç görmeden, hiç öğrenmeden…

İşte bu kısım insanlara çok çekici geliyor. Çünkü kulağa neredeyse büyü gibi geliyor.

Hundredth Monkey Effect (Yüzüncü Maymun Etkisi) diye bilinen bu fikir de buradan doğuyor.

Ama işin gerçeğine bakınca tablo biraz farklı.

Bilim insanlarının uzun süre yaptığı gözlemlerde görülen şey şu:
Maymunlar gerçekten öğreniyor, birbirlerinden görüyor ve taklit ediyorlar. Ama “bir eşik geçince uzaktakiler de bir anda öğrendi” gibi net bir kanıt yok.

Yani hikâyenin o “bir anda tüm dünya değişti” kısmı, bilimsel bir sonuçtan çok sonradan eklenmiş, abartılmış bir yorum gibi duruyor.

Peki neden bu hikâye bu kadar yayılmış?

Çünkü İmo insanlara çok tanıdık bir his veriyor.

Hepimiz şunu istemişizdir:
“Bir kişi başlasa, herkes değişse…”
“Ben bir şey yapsam ve dünyada karşılık bulsa…”

Bu hikâye tam da bu umudu besliyor. Bir kişinin davranışının zincirleme bir etki yaratabileceğini düşünmek güzel geliyor. Çünkü insan bazen değişimin bu kadar zor ve yavaş olmasını kabul etmek istemiyor.

Ama gerçek hayat genelde böyle işlemiyor.
Değişim çoğu zaman sessiz olur.
Bir kişi başlar, biri görür, biri dener, biri alışır… ve yıllar içinde yayılır. Bazen fark bile etmeyiz.

Belki de bu yüzden bu hikâye bu kadar seviliyor: Çünkü gerçek hayattaki yavaşlığı değil, hayal ettiğimiz hızını anlatıyor.

Ve belki de en çarpıcı tarafı şu:

Bazı hikâyeler doğru oldukları için değil…
içimizde bir yere dokundukları için yaşar.

Yüzüncü maymun deneyi gerçek midir, değil midir…? Bilmem!
Ama bazen asıl gerçek, hikâyenin kendisi değil; ona neden bu kadar inanmak istediğimizdir.

Sevgilerimle...

☕ Bu hafta çaylarımızı soğumadan tazeleyelim.Yüzüncü maymunu bulamadık belki ama aramızda bir İmo varsa, o da bir yerlerden başlamıştır zaten.

❔Bir cümlelik durak sorusu:
O “eşik” denilen kişi olabilir miyiz… Yoksa hep bir başkasının başlamasını mı bekleriz?