VAN HABER

Dengbêj Seyranoğlu: “Dengbêjlik, geçmişi ve dili geleceğe taşımaktır”

Dengbêjlik, sadece hikâye değil, dilin, kelimelerin ve üslubun derinliğini yansıtan bir okul. Dengbêj İsmail Seyranoğlu, çocuk yaşta klam söylemeye başlamış ve şimdi Van’da akademide genç dengbêjler yetiştiriyor.

Abone Ol

Kürtlerin kadim dengbêj geleneğinde büyüyen İsmail Seyranoğlu, sesiyle çocuk yaşta klam söylemeye başlamış ve yıllar boyunca bu kültürel mirası yaşatmış bir sanatçı. Çocukluğunda Kürtçe konuşmanın yasak olduğu bir dönemde büyüyen Seyranoğlu, dilini sahnede ve kültürel programlarda yaşatıyor.

Hayatındaki 10 yıllık duraklama dönemine rağmen sahneye geri dönen, televizyon programları yapan ve Van’da unutulmuş kültürel geceleri yeniden canlandıran Dengbêj Seyranoğlu, Şevbêrka Dengbêjan ve Şeva Yelda gibi programlarla gelenekleri canlı tutuyor. Dengbêjliği yalnızca bir hikâye anlatımı olarak değil, dilin, kelimelerin ve üslubun derinliğini yansıtan bir kültürel okul olarak görüyor.

Van Bölge Gazetesi olarak dengbêj Seyranoğlu ile bir araya gelip, çocukluktan bugüne uzanan dengbêjlik yolculuğunu, sessiz duraklamaların ardından gelen yeniden doğuşunu, sahnedeki sesinin ardındaki kültürel derinliği ve dengbêjliğin anlamını söyleştik.

İsmail Bey, önce sizi tanıyalım. Nerede doğdunuz, dengbêjlikle bağınız nasıl başladı?

Ben Hakkari’de doğdum. Dengbêjliği seven ve dengbêj olan bir aileden geliyorum. Annem, teyzelerim… hepsi dengbêjdi. Muhtemelen bana onlardan geçti ve hayatım boyunca da bu geleneği sürdürdüm. Şu anda Van’da yaşıyorum. Dengbêjliğe kaç yaşında başladığımı soruyorlar ama “7 yaşında dengbêjdim” demek doğru olmaz. O yaş hafıza için erkendir. Ama gerçekten çocuktum, 8–9 yaşlarında söylemeye başlamışım. Bugünkü sesimin izi o yaşlarda da vardı. O zamanlardan beri de ilgim hiç bitmedi.

Çocukluk döneminizde kimleri dinleyerek büyüdünüz?

Çocukken en sevdiğim dengbêj Hacı Abdülkerim'dir. Ozan olarak da Mihemed Arif Cizrawî’den çok etkilenmişimdir. Bütün kasetleri dinleyerek büyüdüm. Hâlâ evimde 500’e yakın kaset durur.

Aileniz sesinizi beğeniyor muydu?

Ailem sesimi çok beğenirdi. Bildiğim birkaç parçayı istediklerinde söylerdim. Ama babama söylemeye utanırdım. Ailem hep şunu söylerdi: “Büyüdüğünde sakın düğünlere gidip çalgıcılık yapma. Divanlarda, evlerde söyle; düğünlere gitme.” Bu siyasi bir konu değildi; tamamen sanat anlayışlarıyla ilgiliydi. Çalgıcılığı uygun görmezlerdi.

Dengbêjlikte hafızanın önemini sık vurguluyorsunuz…

Evet, hafıza dengbêjliğin temelidir. 6–7 yaşındaki çocuk hem anlatılanları anlayamaz hem de onlarca klamı ezbere bilemez. O yaşlarda dengbêjlik tam olarak oturmaz. İnsan ancak mırıldanır ama hafıza dolmamıştır.

Okul yıllarınız nasıldı? Dil ve müzik açısından nasıl bir ortam vardı?

Ortaokul ve lise yıllarımda özgürce müzik söyleyemezdik. Hatta Türkçe dışında hiçbir dil konuşmak yasaktı. Kürtçe’yi gizlice konuşurduk. Bayramlarda sahneye çıkarır ve şiir, türkü okutur­lardı ama hep Türkçe söylemek zorundaydım. Kendi dilimde söyleyemezdim.

Hayatınızda bir duraklama dönemi olduğunu söylemiştiniz. Neler yaşadınız?

Evet, hayatımda 10 yıl süren bir duraklama dönemi oldu. Büyük bir rahatsızlık ve ağır bir psikolojik sıkıntı yaşadım. Nazar mıydı, iftira mıydı bilmiyorum ama o süreçte içimdeki bütün heves, klam aşkı tamamen bitti. İnsanların “Bize bir klam söyle” demesi bile beni rahatsız ediyordu. 10 yıl boyunca hiç söylemek istemedim. Sonra yavaş yavaş toparlandım.

Televizyona ilk çıkışınız nasıl oldu?

Tarihini tam hatırlamıyorum ama 28 yaşlarımdaydım. İlk çıktığım televizyon Med TV’ydi. Sonra Irak’tan televizyonlara davet edildim. Son yıllarda bir program sundum. Yaklaşık iki yıl çalıştım. Televizyon kapandı ama sonra tekrar açıldı. Bugün de hâlâ programlar yapıyorum, kültürel geceler düzenliyorum.

Düzenlediğiniz kültürel geceler ilgi çekiyor. Bunlardan bahseder misiniz?

Ben unutulmuş geceleri yeniden canlandırıyorum. Örneğin; Van’da ilk kez Yelda Gecesi’ni (Şeva Yelda) ben yaptım. Şeveroka Destar adında bir program düzenledim. Bu gecenin ritüellerini, yemeklerini, anlamını anlattım. 12 yöresel yemeği arşivledim. Şevbêrka Dengbêjan adında bir gece yaptım.Bu programların amacı insanların “Bu gece nedir? Eskiden ne yapılırdı?” diye merak etmelerini sağlamak. Hiçbir yerden destek almadan tamamen gönüllü yapıyorum. Amacım kültürü yaşatmak.

Albümünüz var mı? Dijital üretiminiz nasıl?

Maddi imkânsızlıklardan dolayı albüm yapmadım. “Kendi imkânlarımla yapmayacaksam, yaptırmam” dedim. Zaten kaset dönemi bitti; her şey dijital platformlarda. YouTube kanalım var. Programlardan kesitler yüklüyoruz.

Dengbêjliğin özü nedir? Siz nasıl tarif ediyorsunuz?

Bu çok yanlış anlatılan bir konu. Dengbêjlik sadece bir hikâye ya da ağıt okumak değildir. Her halkta hikâye anlatıcılığı vardır. Dengbêjliği Kürtlere özgü kılan dildir. Kelamın dili, kelimelerin kökeni, üslubun derinliği.Bir dil okuludur adeta. Bugün 900’e yakın kelime kelamlarda korunmuştur. Birçok dengbêj okuduğu kelamın dilini bile anlamıyor. Benim derdim bu geleneğin dil yönünün doğru aktarılmasıdır.

Kadın dengbêjlerden de bahsettiniz. Bu alandaki tarih nasıl?

İlk akla gelen Sosika Simo’dur. Ancak kadın dengbêjlerin çoğu tanınmamıştır. Mesela Elmas Xan: Meryem Xan’ın amca kızı ve onu Bağdat Radyosu’na götüren kişi. Çok az kişi bilir. Nesrîn Şirvani, Neslîn Şervanî. Eskiden kadınların divanda bile söylemesi ayıp görülürdü. Meryem Xan, sadece söylediği için eşi tarafından terk edilmek zorunda kaldı. Bu baskı İslamiyet’ten çok geleneksel yapıyla ilgiliydi. Bugün ise kadın dengbêjlerin sayısı artıyor.

Akademiya Dengbêjî projeniz nasıl başladı?

Altı yıl önce Akademiya Dengbêjî adıyla bir eğitim süreci başlattım. İlk şartım şuydu: Güzel ve düzgün bir Kürtçe konuşmak. Çünkü dilini bilmeden dengbêjlik olmaz. Derslerimde Klamın yapısını, kıtaların sırasını, sesin nerede ince–kalın kullanılacağını, aşk/destan/cenk türlerini öğretiyordum. Başta 21–22 kişiydik, şu an 5–6 kişi kaldı. İçlerinden biri var ki, bugün kendine dengbêj diyenlerden daha iyi bir dengbêjdir.

Kürtçeye ve gençlerin ilgisine dair neler söylersiniz?

Eskiden Kürtçe konuşmak bile yasaktı. “Türk müsün, Kürt müsün?” diye sorduklarında korkudan “Türküm” derdim. Kürtçe türkü söylemek hiç kabul edilmezdi. Bugün ise kimse bir şey demiyor. 30–40 yıl önce asimilasyon vardı, şimdi oto-asimilasyon var. Ama gençlerin ilgisi eskisinden çok daha iyi. Eskiden yüzde on bile değildi, bugün yüzde otuz bile olsa büyük gelişmedir. Gençler geliyor, soru soruyor, klam öğreniyor.