Kıymetli okurlarım, mademki Van Bölge Gazetesi köşesinde yazmaya başladım o zaman biraz Van’ın edebi ve kültürel geçmişine göz atmamızda fayda var.
Vanlı olanlar bir nebze de olsa bu bilgilere kulak misafiri olmuşsa da benim gibi Vanlı olmayan okurlarımızın da bu bilgilerden mahrum kalmasını kendi payıma istemem doğrusu. Bu vesileyle onları da bu yazının içine dahil ederek bir edebiyatçı sorumluluğumu yerine getirmek isterim.
Sevgili dostlar, belki siz de benim gibi düşünüyorsunuzdur; Van denilince çoğumuzun aklına deniz, kedi, kahvaltı gelir.
Peki ya Van’ın şairleri, dengbêjleri, söz ustaları? İşte orada hafızamız biraz bulanık. Oysa bu şehir, adını duysak gururlanacağımız, bilsek heyecanlanacağımız nice edebi ve kültürel değerlere sahip.
Düşünün, dengbêjler günlerce, haftalarca süren hikâyeler anlatırdı. O kılamların içinde aşk da vardı, acı da savaş da ayrılık da… Mesela Dengbêj Kazo’nun sesi hâlâ Van’ın köylerinde yankılanır. Ya da Egîdê Cimo’nun kavalından çıkan ezgiler, dinleyenleri bambaşka diyarlara götürürdü.
Vanlıların hafızasında yer etmiş isimlerden biri hiç kuşkusuz Ahmedê Xanî’dir. Onun kaleme aldığı Mem û Zîn, sadece bir aşk destanı değil; aynı zamanda Kürt halkının kimlik ve kültür arayışının da simgesidir. Xanî, Van ve çevresinde büyüyen kuşaklara dilin, kültürün ve edebiyatın bir direniş biçimi olduğunu göstermiştir.
Yine Van topraklarının yetiştirdiği önemli bir şahsiyet Melayê Cizîrî’dir. Onun dizelerinde yalnızca aşk ve doğa yoktur; aynı zamanda halkın yaşadığı acılar, sevinçler ve derin felsefi sorgular da vardır. Cizîrî, Kürt edebiyatının en köklü damarlarından biridir ve Van’da onun adı hâlâ saygıyla anılıyor.
Daha yakın tarihlerde ise Feqiyê Teyran’ı görüyoruz. Kuşların dilinden yazdığı dizelerle tanınan Teyran, Van’ın edebiyat iklimine bambaşka bir soluk katmıştır. Onun şiirlerinde hem mistik bir yön hem de halkın gündelik yaşamından izler bulmak mümkündür.
Bu topraklar aynı zamanda Şemseddin Sami gibi aydınların da uğrak noktası olmuştur. Sami, modern Türk edebiyatının ve sözlükçülüğünün öncülerinden biri olarak Van ve çevresindeki kültürel çeşitliliğin önemine dikkat çeken çalışmalara imza atmıştır.
Araştırmalarım ve bir dostumun söylemi neticesinde Yaşar Kemal ile ilgili bilgilere de ulaşmış oldum.
Yaşar Kemal in ailesi, 1915’te Rus ordusunun Van’ı işgal etmesi üzerine Muradiye ilçesine bağlı Ernis (bugünkü Ünseli) köyünden göç etmek zorunda kalır. Bu göç, Yaşar Kemal’in dünyaya geldiği Çukurova’da geçse de Van onun dünyasında hiç silinmeyen bir iz bırakmıştır. Van Gölü’nün maviliği, akşamları göl kıyısındaki sessizlik, Ünseli köyünün doğal güzelliği, Yaşar Kemal’in röportajlarında ve eserlerinde de sıkça yer alır; Van; onun için bir melankoli, bir kültür hafızası, bir iç çekişin ve aitliğin sembolü haline gelir. Örneğin 1951’de Cumhuriyet gazetesine verdiği bir röportajda “Hiçbir yer Van kadar sevemedim” demiş, Van Gölü’nü “masmavi… deli eden bir mavilik” olarak tanımlamıştır.
Kıymetli okurlarım, Van’ın kadim topraklarında dolaşırken sadece dağların heybetini, gölün maviliğini ya da taş sokakların tarih kokan sessizliğini görmeyiniz. Aynı zamanda bu topraklardan yükselen edebiyatın, şiirin ve kültürel direnişin de izlerini duyun. Ne yazık ki çoğumuz, yaşadığımız şehrin geçmişinde kimlerin iz bıraktığını hangi kalemlerin bu topraklardan dünyaya seslendiğini yeterince bilmiyoruz. Oysa Van sadece coğrafyasıyla değil, yetiştirdiği edebiyatçılar ve şairlerle de bir hazinedir.
Gelin, bugün Van’ın sokaklarında dolaşırken onların dizelerini de hatırlayın. Çünkü unutmamak gerekir ki, bir şehrin hafızası sadece taşlarda değil, kalemlerden dökülen sözcüklerde de saklıdır.
Sadece Van’ın edebiyatına ve kültürüne değinirken işin bir başka boyutunu da görmezden gelemeyiz. Çünkü bu topraklarda söz, sadece sanat için söylenmedi; çoğu zaman direnmek, var olmak ve kimliği korumak için de söylendi.
İşte bu yüzden Van’ın geçmişindeki edebiyatçılar, dengbejler ve şairler, sadece sanatçı değil, aynı zamanda birer direniş simgesidir.
Çünkü yüzyıllardır bu bölgede yaşayan halkın en büyük kalesi, dildi. Kürtçe…
Bir varoluş biçimi.
Analarımızın ninnilerinde, dengbêjlerin kılamlarında, dedelerimizin öğütlerinde hayat bulan o dil… Ne yazık ki bu dil uzun yıllar boyunca baskı altına alındı, yasaklandı, yok sayılmak istendi. Ama halk buna boyun eğmedi. Çünkü o halk biliyordu ki anadilini kaybeden, hafızasını kaybeder; hafızasını kaybeden ise kimliğini unutur.
Van halkı tarih boyunca hep serhat oldu; yani sınır, yani ön cephe. Bu yüzden de haksızlığa, adaletsizliğe karşı hep direngen kaldı. Vanlı bir aydın, kalemiyle olduğu kadar vicdanıyla da ön saflarda yer almayı bilmiştir. Çünkü bu şehirde yetişenler bilir: Hakikat, ne kadar bastırılsa da bir gün mutlaka dile gelir.
Bugün bizlere düşen ise o hafızayı diri tutmak, o dilden utanmamak, o kültürü geleceğe taşımaktır. Çünkü Van’ın edebiyatı da sanatı da ancak halkıyla, anadiliyle ve direnciyle anlam kazanır.
Hele ki o dil Kürtçe ise.