Mahalledeki okulun gösterisini izliyorduk o gün.
Okul bahçesi her zamanki gibi cıvıl cıvıldı. Okul sıraları yan yana dizilmiş, veliler çocuklarını görebilmek için sürekli yer değiştiriyor, telefon kameraları bir an bile kapanmıyordu. Çocuk sesleri, müzikler, anonslar birbirine karışıyordu. O kalabalığın içinde herkesin gözü kendi çocuğundaydı ama bazen insanın dikkatini hiç beklemediği bir an çeker.
Sahneye küçük bir öğrenci çıktı. Cimnastik gösterisi yapacaktı. Müziğin başlamasıyla birlikte yaptığı hareketler bir anda herkesi susturdu. Küçücük yaşına rağmen öyle kontrollü, öyle estetik hareketler yapıyordu ki insan hayran kalmadan edemiyordu. Dönüşleri, esnekliği, ritme uyumu… Belli ki çok çalışmıştı.
Tam onu izlerken gözüm sahnenin kenarında duran başka bir çocuğa takıldı.
En fazla dört yaşlarındaydı.
Kimsenin yönlendirmediği küçük bir alanda durmuş, sahnedeki öğrenciyi dikkatle izliyordu. Sonra fark ettik ki sadece izlemiyor… Sahnedeki çocuk hangi hareketi yapıyorsa o da aynısını yapıyordu. Hem de inanılmaz bir uyumla.
Bir hareket yapılıyor, o da aynısını deniyor. Çocuk eğiliyor, o da eğiliyor. Kollar açılıyor, o da aynı zarafetle açıyordu kollarını. Üstelik bunu öyle doğal, öyle içinden gelerek yapıyordu ki bir süre sonra birkaç kişi dönüp onu izlemeye başladık.
Saçları tepede topuz yapılmıştı. Hareket ettikçe birkaç tutam saç yüzüne düşüyor, yüzündeki o yumuşak ifadeyle birleşince ona çok naif bir hava veriyordu. Küçücük yaşına rağmen beden hakimiyeti gerçekten şaşırtıcıydı. Bir ara kendi kendime, “Bu çocuk kesin eğitim alıyordur,” diye düşündüm.
Yanımızdaki kadın, ona hayranlıkla baktığımızı fark etmiş olacak ki gülümsedi.
“Evde kendi kendine öğrendi,” dedi.
“Sürekli yapar. Ne görse dener.”
Bunu söylerken yüzündeki gurur görülmeye değerdi. Abartılı değil, sakin ama derin bir mutluluk vardı sesinde.
Bir süre sonra çocuk annesinin yanına geldi. Biz de içtenlikle:
“Çok güzel yaptın prenses,” dedik.
Kadın gülümseyerek:
“O kız değil,” dedi.
“Erkek.”
Şaşırdık elbette. Çünkü onu öyle düşünmemize sebep sadece uzun saçları değildi. Hareketlerindeki zarafet, yüzündeki ince ifade, o yumuşacık hali… İnsanın zihninde küçük bir kız çocuğu hissi bırakıyordu ister istemez. Bizim şaşkınlığımızı fark etmiş olacak ki oğlunun saçlarını severek açıklama yaptı:
“Saçlarını özellikle uzatıyoruz,” dedi.
“LÖSEV’e bağışlayacağız.”
Sonra gururla ekledi:
“İki abisinin saçlarını da uzatıp bağışladık. Şimdi sıra bunda.”
İşte o an, okul bahçesindeki bütün sesler bir anlığına uzaklaşmış gibi oldu.
Bir çocuğun saçına bakarken, başka çocukların umudunu düşündüm. Küçücük bir çocuğun, belki henüz tam anlamını bile bilmeden, başka bir çocuğun yüzünü güldürecek bir iyiliğin parçası oluşunu düşündüm.
Gösteri devam etti sonra. Alkışlar yükseldi, çocuklar koşuşturdu, müzik yeniden başladı. Ama benim aklım hâlâ o küçücük topuzdaydı.
Çünkü insan bazen iyiliğin en sade haline hiç beklemediği bir yerde rastlıyor.
Bir okul bahçesinde mesela…
Bir çocuğun saçlarında…
Bir annenin sakin cümlesinde…
Ve eve dönerken içimden sadece şu geçti:
Bazı insanların ne güzel dertleri var.
Bir çocuğun saçını sabırla uzatacak kadar güzel…
Hiç tanımadığı çocuklara umut olmayı düşünecek kadar ince…
Sessizce iyilik yapacak kadar büyük dertler…
☕Bu hafta çayınızı umutla için… Çünkü iyilik bazen küçücük bir çocuğun topuzunda büyüyor.
? Bir cümlelik durak :
Siz en son ne zaman, küçük bir iyiliğin bile bir yerlerde büyüdüğünü hissettiniz?