Bazı hikâyeler unutulmaz, Bazı acılar kanat sesiyle geri döner

Abone Ol

Mezopotamya da anlatılan her hikâye toprağında humus olur, rüzgarlarında mis amber kokar,Yağmurunda gökkuşağı gibi biraz da insanın içine işleyen bir hüzün işler. Bu da onlardan biri.

Bu hikâyeyi bana, Rahmetli Mame Naif anlattı. Ben de Fatih Şahin olarak dinledim, içime gömdüm. Çünkü bazı anlatılar sadece dinlenmez; taşınır.

Mezopotamya da bir evin damına leylek yuva yaparsa, o ev saygın sayılır. “Kethuda evidir” derler. Leylek berekettir, zarafettir, soyluluktur,onurdur. O yüzden dokunulmazdır, kutsal kabul edilir.

Köydeki evin bacasına her yıl bir leylek çifti gelir. Bahar geldi mi köyde ilk gözler gökyüzüne çevrilir, “Acaba geldiler mi?” diye beklenir. Onlar gelince evde bir sevinç mutluluk olur sanki uzaktan çok sevilen biri dönmüş gibi heyacan kaplar ev hanesinin fertlerini.
Ev halkı bu iki leyleğe Mem , Zin derlerdi
Mem , Zin her yıl bu yuvada buluşurlardı. Yuvayı kurar, yavrularını çıkarır, büyütür; uçmayı öğretir güz gelince de göç yollarına düşerlerdi.

O yıl da her şey böyle başlamış. Yavrular büyümüş, kanat çırpmayı öğrenmiş. Göç vakti yaklaşırken Mem,Zin yavrularına son uçuş provalarını yaptırmışlar.

Derken bir fırtına bager kopmuş. .Gökyüzü birden kararmış, göz gözü görmez olmuş.

Öyle bir rüzgâr ki ağaçları kökünden söküp çatıları uçuracak kadar sert… O karmaşada Zin savrulmuş dengesini kaybetmiş sert bir şekilde yere çakılmış kanadı kırılmış.

Fırtına dindiğinde Zinin kanadı kırık acılar içinde yaralı bir şekilde ucmaya yeltensede başarılı olamamış

Mem ve yavruları günlerce Zin i beklediler. Yuvada durdular ,laklakladılar,seslendiler, ama Zin bu çağrılara cevap veremedi. Her kanat çırpışında acı içinde laklayıp sineye çekti. Sonunda içgüdü ağır bastı Mem ve yavruları Zinden umutlarını keserek göç yollarına düştüler.

Zin kanadı kırık bir şekilde köyde tek başına kaldı.

Mam è Naifin Babası durumu görünce oğullarını çağırdı.
“Bu can bize emanet,” dedi. Alın, götürün Bajere İyileştirmek için ne gerekiyorsa yapın dedi.
Oğullarıda babalarının bu sözü karşısında hemen Zini Arabayla ilçeye götürdüler.
İlçede veteriner bulamadılar . Zini alıp Şehre götürdüler kanadını tedavi ettiler,sardılar sarmaladılar. İlaçlarınıda alıp tekrar köyün yolunu tuttular.

O kış Zin artık o evin bir ferdi olmuş. Kanadına dermanlar vurulmuş,Tandır evinde ona güzel bir yer yapılmış. En leziz yemekler ikram edilmiş aşı suyu eksik edilmemişti . Evin önüne bağlı köpek bile ona saygı duyar saldırıp havlamazmış. Soğuk günlerde göz ucuyla hep o gözetilirmiş.

İlkbahar yaklaşırken kanadı hızla iyileşmiş. Eski gücüne kavuşmuş Damdan yuvaya, yuvadan avluya inmeye başlamış. Sanki yeniden doğmuş gibiymiş.

Ve bir gün gökyüzünde tanıdık bir gölge belirmiş.

Hayat arkadaşı Mem yuvaya dönmüş.

Ama yalnız değilmiş. Yanında başka bir dişi leylek varmış.

Zin yuvasını, geçmişini, emeğini,Eşini başkasıyla görünce dayanamamış. Yeni gelen ile mücadeleye tutulmuş. Yuvada büyük bir kavga başlamış. Kanatlar çırpılmış, gagalar çarpışmış, ayaklar ok gibi birbirlerine savrulmuş, çığlıklar yerden göğe yükselmiş.
Ev halkı aşağıdan çaresizce yukarıda kopan kavgaya bakıyor. Ayırmak için ellerinden bir şey gelmiyor. Bir şey olmasın,” diye dua ediyorlardı.

Ne yazık ki Mem yanında getirdiği dişiden yana durmuş.Bu kavgaya dahil olmuş ve ikisi Zin ile çarpışıp Zini mağlup etmişler.

Zin kan revan içinde kalmış. Takatı, mecalı Gücü tükenmiş, Yuvası elinden alınmış,onuru kırılmış.Büyük bir üzüntü içinde pes etmiş.

O gün tandır evinde tandır yakılmış . Ekmek yapılacaktı. Herkes işi gücü bırakmış, yukarıdaki kavgayı acılar içinde izliyordu.

Zin yenilmiş ağır ağır aşağı indi.

Bir an durdu. Son bir kez Mem e ve yuvasına bakarak boynunu büktü ve herkesin gözleri önünde hızlı adımlarla kendini yanan tandırın içine attı.

Ev halkının çığlıkları arşa yükseldi. Ağladılar,Dizlerine vurdular koştular can havli ile Zini çıkardılar. Ama çok geçti. Zin ruhunu teslim etmiş son nefesini vermiş ölmüştü.
O gün o evde yas vardı. Kimsenin ağzını bıçak açmadı. Kimse konuşmadı. Kimsenin bir lokma boğazından , kursağında geçmedi yenmedi,içmedi.

Mam è Naifin Babası, “Bu da candı ruhtu bir İnsan nasıl defin edilirse Zinde aynı şekilde toprağa verilecek dedi.

Zin bir insan gibi yıkandı sabunlandı, paklandı ,Bir insan gibi kefenlendi. Cenaze Namazı kılındı. Aile Kabristanına Dualarla toprağa defn edildi.

Mame Naif bunu bana anlatırken sesi titredi. Ben, Fatih Şahin, dinlerken boğazım düğümlendi.

Bu sadece bir leyleğin hikâyesi değildi.
Bu, yuvası ve onuru için direnen bir canın hikâyesiydi.
Çünkü bazı hikâyeler unutulmaz.
Bazı acılar kanat sesiyle geri döner.

Mezopotamya da bahar geldiğinde gökyüzünde leylekler görünür ya…
İşte o zaman bazı insanların gözleri sebepsiz yere dolar.
Bazı hikâyeler unutulmaz.
Bazı acılar kanat sesiyle geri döner.
Mezopotamyadaki halkın,kadınlarının kaderi gibi boğazımızda düğümlenir.