Aynı İnsan, İki Hikâye

Abone Ol

Merhaba sevgili okur.

Eğer “biraz bakıp çıkarım” diye geldiysen… küçük bir ihtimal çıkamayabilirsin.

Çünkü sana üç soru soracağım.

Normalde yazının başında cevabı verip sonra anlatmak gerekir.

Ben tam tersini yapacağım.

Önce cevaplarınızı alacağım, sonra soruları değiştireceğim.

Hazırsanız başlayalım.

İlk soru:

Tüm servetini kaybedip hayata sıfırdan başlayarak pes etmeyen birinden akıl almak ister miyiz?

Bence isteriz.

Hem de büyük bir istekle.

Çünkü böyle insanlar bize sıradan gelmez. Onların hikâyelerinde hayranlık uyandıran bir taraf vardır. Her şeylerini kaybetmişlerdir ama pes etmemişlerdir. Yıkılmışlardır ama dağılmamışlardır. Yenilmişlerdir ama oyunu terk etmemişlerdir.

Böyle bir insan konuştuğunda kulak veririz.

Çünkü hayatın en ağır sınavlarından birini geçmiş biriyle karşı karşıya olduğumuzu düşünürüz.

Şimdi ikinci soru.

Parmağı kırıldığı için ölmek isteyen birinden akıl almak ister miyiz?

Sanırım bu kez cevabımız farklı olur.

Muhtemelen hayır.

Hatta çoğumuz böyle bir hikâyeyi duyduğumuzda anlam vermekte zorlanırız.

Belki içimizden "Bu kadar basit bir sebeple böyle bir karar alınır mı?" deriz.

Belki o insanı zayıf buluruz.

Belki de hayat hakkında bize öğretebileceği pek bir şey olmadığını düşünürüz.

Ve şimdi üçüncü soru.

Ya bu iki kişinin aynı kişi olduğunu söylesem?

İşte hikâye tam burada başlıyor.

Bu kişinin adı Zenon.

Bugün birçok insanın "stoacılık" adıyla tanıdığı düşünce akımının kurucusu.

Rivayete göre gençliğinde bir gemi kazasında bütün servetini kaybetti. Bir gecede değil belki ama kısa bir sürede, hayatını üzerine kurduğu her şeyi yitirdi. Çoğu insanın kaderine küseceği, yıllarca toparlanamayacağı bir olaydı bu.

Ama o farklı bir şey yaptı.

Kaybettiklerinin yasını tutmak yerine kendini yeniden inşa etmeye başladı.

Atina'ya gitti.

Okudu.

Düşündü.

Öğrendi.

Ve sonunda iki bin yıldır konuşulan bir felsefenin temelini attı.

Bugün milyonlarca insan zor zamanlarında onun fikirlerine sığınıyor.

İşini kaybeden biri...

Sevdiği insanı kaybeden biri...

Hayatın adil olmadığını düşünen biri...

Dönüp dolaşıp Zenon'un öğretilerinde teselli arıyor.

Fakat hikâyenin sonu, başlangıcı kadar görkemli değil.

Yıllar sonra, yaşlılığında düşüp ayağındaki bir parmağı kırıldı diye nefesini tutarak,bazı anlatılara göre de kendini aç bırakarak yaşamına son vermiştir.

İşte beni düşündüren kısım da burası.

Çünkü bu hikâyeyi ilk duyduğumda Zenon'u değil, kendimizi düşündüm.

Aslında hepimiz insanları çok hızlı kategorilere ayırıyoruz.

Bir başarı görüyoruz ve o kişiyi kahraman ilan ediyoruz.

Bir hata görüyoruz ve onu gözümüzden düşürüyoruz.

Sanki insanlar ya tamamen güçlü ya da tamamen zayıf olmak zorundaymış gibi davranıyoruz.

Oysa gerçek hayatta böyle insanlar tanıyor musunuz?

Ben tanımıyorum.

Belki de bu yüzden Zenon'un hikâyesi bana rahatsız edici geliyor.

Çünkü elimizdeki bütün kalıpları bozuyor.

Bir insan hem hayran olunacak kadar güçlü hem de anlam veremeyeceğimiz kadar kırılgan olabilir mi?

Olabiliyormuş.

Bir insan milyonlara direnç hakkında ilham verirken kendi hayatında zor kararlar alabilir mi?

Alabiliyormuş.

Belki de asıl mesele Zenon'un haklı ya da haksız olması değil.

Belki mesele, bizim insanı yanlış anlamamız.

Çünkü biz tutarlılığı abartıyoruz.

Oysa insan dediğimiz varlık çoğu zaman tutarsızlıklarla yaşıyor.

Kendi hayatınıza dönüp bakın.

Muhtemelen siz de çok büyük sorunları aşmışsınızdır.

Belki iş hayatında.

Belki aile içinde.

Belki maddi olarak.

Ama sonra bir gün, dışarıdan bakıldığında çok daha küçük görünen bir şey sizi beklenmedik şekilde sarsmıştır.

Çünkü insanın dayanıklılığı matematik gibi çalışmaz.

Bazen dağ gibi görünen yükleri taşırız.

Bazen de küçücük bir taş ayağımıza takılır ve sendeletir bizi.

Belki Zenon'un hikâyesindeki en büyük ders stoacılık değildir.

Belki de en büyük ders şudur:

Bir insanı tek bir anıyla tanımlamaya çalışmak, bir kitabı tek bir sayfasından okumaya benzer.

Zenon ne sadece servetini kaybedip yeniden başlayan adamdı.

Ne de sadece parmağı kırıldıktan sonra ölümü seçtiği söylenen adamdı.

O, ikisinin de toplamıydı.

Tıpkı bizim gibi.

Çünkü hiçbirimiz yalnızca en güçlü anlarımız değiliz.

Ama yalnızca en zayıf anlarımız da değiliz.

Sevgilerimle...


☕ Bu hafta çayınızı biraz yavaş için. Acele ederseniz çay yine çay, ama siz “ne ara içtim bunu?” oluyorsunuz. O yüzden bu kez işi ağırdan alın; hayat kaçmıyor, çay zaten soğuyor.

? ??
Peki siz en son, güçlü olduğunuzu düşündüğünüz bir anda aslında ne kadar kırılgan olduğunuzu fark ettiniz?