Atilla Uğur’un Masumiyet Karinesi

Abone Ol

Yıllardır söyler dururuz: Bu kadim coğrafya ne çektiyse vicdanı nasır tutmuşlardan, gücü eline geçirince kendini kâinatın sahibi sananlardan çekti. Vaktiyle bu ülkenin tepesine karabasan gibi çöken o karanlık, şimdilerde ekranlardan nutuk atıyor.

Doksanlı yılları unuttuk mu? Unutmadık. Çünkü bizim ciğerimiz yandı o yıllarda…

Kürt’ün hafızasında Dağkapı Meydanı neyse, Buğday Meydanı neyse, Çarçıra Meydanı neyse, Halepçe neyse 1990’lar Türkiye’si de odur.

O kötülükleri organize edenlerden biri de Emekli Albay Atilla Uğur’dur…

Oğlu Oğuzhan Uğur; bahisten, kumardan, yetim hakkı yemekten soruşturmaya uğrayıp tutuklanınca gayet pişkin, gayet rahat fiyaka satıyor: "Ekşi yemedik ki midemiz ağrısın..."

Bak sen şu hikmete!

Kendi canınızdan, kendi kanınızdan biri hukuki bir cendereden geçmeye görsün; anında "hukuk", "adalet", "masumiyet" akıllarına düşüveriyor. Yahu insan biraz utanır, biraz sıkılır! Bir gece yarısı evlerinden sökülüp alınan, Beyaz Torosların bagajında meçhule götürülen o fidan gibi çocukları unuttuk mu sanıyorsunuz? O anaların gözyaşını nereye koyacaksınız? Onların evlatlarına adaleti "faili meçhul" diye çok gördünüz ama kendi evladınıza gelince "adalet" diye viyaklamaya başladınız.

90’lı yıllarda bu coğrafyada yaşananlar öyle romantize edilip geçilecek şeyler değil.

Arjantin’de Plaza de Mayo’da evlatlarını arayan o çilekeş analar ile bizim Cumartesi Anneleri arasında ne fark var? Hiçbir fark yok. Şili’de Pinochet’nin işkencehanelerinden yükselen çığlıklar neyse, İspanya’da Franco’nun zindanlarında boğulan sesler neyse, Diyarbakır Cezaevi onun çok daha ağırıdır.

Atilla Uğur’un kurucularından olduğu JİTEM, bu coğrafyada söz ettiğimiz tüm o kötülüklerin odak noktasıydı…

Ama bakın, elin memleketi nerede, biz neredeyiz... Arjantin o katilleri mahkemelerde bir bir yargıladı. Şili o diktatörün hesabını kesti. İspanya mahkeme salonlarında o karanlıkla yüzleşti. Bizde mi? Bizde hepsi tek tek yargılanmadan, paşa paşa ölüp gidiyor!

Ben size söyleyeyim: Hesap sorulmamış karanlık, bugünün yüzsüzüne en büyük sermayedir. Doksanların o kanlı hesabını kapatmayan bir adalet, gün gelir işte böyle o karanlığın sığınağı olur.

Unutmayın, bu toprağın bir hafızası vardır ve o hafıza ahını yerde bırakmaz.