Asgari ücret tartışmaları yeniden gündemin üst sıralarında yer alırken, konunun yalnızca rakamlardan ibaret olmadığı gerçeği bir kez daha öne çıkıyor. Çünkü asgari ücret, devlet bütçesini dengelemek ya da vergi gelirlerini artırmak için oluşturulmuş bir sistem değil; çalışanların temel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir yaşam standardını güvence altına almak için belirlenen en düşük ücret düzeyi.
Mevzuata göre asgari ücret; işçilerin gıda, barınma, sağlık, ulaşım ve kültürel ihtiyaçlarını günün ekonomik koşullarına göre asgari seviyede karşılayabilmesini amaçlıyor. Başka bir ifadeyle, tam zamanlı çalışan bir kişinin insanca yaşayabilmesine yetecek gelir seviyesini ifade ediyor.
Rakamlar ne söylüyor?
2026 yılı itibarıyla brüt asgari ücret 33 bin 30 lira, net asgari ücret ise 28 bin 75 lira seviyesinde bulunuyor. Ancak yüksek enflasyon ve kur hareketleri nedeniyle bu rakamların satın alma gücü üzerindeki etkisi tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Avrupa ülkeleriyle yapılan karşılaştırmalar da dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Avrupa'da asgari ücret sıralamasında üst sıralarda yer alan ülkelerde ücretler 2 bin Euro seviyesinin üzerine çıkarken, Türkiye'nin brüt asgari ücreti kur değişimlerinin etkisiyle Avrupa ortalamasının oldukça gerisinde kalıyor.
Özellikle yıl başında yaklaşık 654 Euro seviyesinde bulunan brüt asgari ücretin, kurdaki yükseliş nedeniyle bugün yaklaşık 611 Euro seviyesine gerilediği hesaplanıyor. Bu durum, ücrette nominal bir değişiklik olmasa bile çalışanların uluslararası karşılaştırmalarda daha geriye düştüğünü gösteriyor.
Asgari ücret artınca Hazine neden etkileniyor?
Son yıllarda asgari ücret tartışmalarında öne çıkan başlıklardan biri de vergi istisnası uygulaması oldu.
2022 yılında yürürlüğe giren düzenleme ile asgari ücret tutarına kadar olan ücret gelirleri gelir ve damga vergisinden muaf tutuldu. Üstelik bu istisna yalnızca asgari ücretle çalışanları değil, daha yüksek maaş alan milyonlarca çalışanı da kapsıyor.
Bu nedenle asgari ücretteki her artış, yalnızca çalışanların gelirini ve işveren maliyetlerini değil, devletin vergi gelirlerini de doğrudan etkiliyor. Asgari ücret yükseldikçe vergiden istisna edilen gelir miktarı artıyor ve bütçe üzerindeki yük büyüyor.
Milyarlarca liralık vergi etkisi
Yetkililerin paylaştığı verilere göre asgari ücret istisnası nedeniyle oluşan vergi kaybı 2024 yılında yaklaşık 677 milyar lira olarak hesaplandı. Bu rakamın 2025 yılında 850 milyar liraya, 2026 yılında ise 1 trilyon liranın üzerine çıkması bekleniyor.
Bu nedenle ekonomi yönetimi açısından asgari ücret konusu yalnızca sosyal politika başlığı olarak değil, aynı zamanda bütçe dengelerini etkileyen mali bir unsur olarak değerlendiriliyor.
Bütçe dengesi mi, yaşam standardı mı?
Ancak tartışmanın merkezinde yer alan temel soru değişmiyor: Asgari ücret öncelikle bütçe hesaplarının mı, yoksa çalışanların yaşam koşullarının mı konusu?
Ekonomi yönetimi bütçe disiplinini koruma hedefini ön plana çıkarırken, çalışan kesim ise artan hayat pahalılığı karşısında ücretlerin yetersiz kaldığını savunuyor. İşverenler yükselen maliyetlerden şikâyet ederken, kamu maliyesi de büyüyen vergi istisnasının etkisini hissediyor.
Buna karşın uzmanlar, asgari ücretin yalnızca maliyet kalemi olarak değerlendirilmesinin eksik bir yaklaşım olduğuna dikkat çekiyor. Çünkü ücretlerin uzun süre baskılanması; yoksullaşma, iç talepte daralma ve gelir dağılımında bozulma gibi ekonomik ve sosyal sonuçlar doğurabiliyor.
Tartışmanın özeti: Mesele rakamlardan daha büyük
Asgari ücretle ilgili her değerlendirme, bütçe dengeleri ve maliyet hesapları açısından önem taşıyor. Ancak unutulmaması gereken nokta, asgari ücretin milyonlarca insanın geçim kaynağı olduğu gerçeği.
Sonuçta tartışmanın merkezindeki soru, Hazine'nin ne kadar vergi kaybına uğrayacağı değil; tam zamanlı çalışan bir kişinin aldığı ücretle temel ihtiyaçlarını karşılayıp karşılayamayacağıdır. Çünkü asgari ücretin gerçek ölçüsü bütçe tabloları değil, çalışanların günlük yaşamıdır.