Her yıl onlarca depremin yaşandığı Türkiye’de. Geçmiş yıllarda meydana gelen depremlerde binlerce kişinin öldüğü ve yaralandığı ülkemizde deprem gerçeği ile yaşamak büyük bir önem arz ediyor. Doğal afetlerde iletişimin önemi daha da anlaşılıyor. Yakınlarına ulaşmak isteyenler ve yaşanan gelişmeleri takip etmek isteyenler, mobil haberleşme ortamlarını ve sosyal medyayı kullanıyor. Ancak sosyal medya her zaman doğru bilgilerin paylaşıldığı bir mecra olamıyor. Çoğu zaman dezenformasyonun da sık yaşandığı sosyal medya, yanlış yönlendirmelere de sebep olabiliyor.
Gelişen teknolojiyle birlikte, internet aracılığı ile paylaşılan konum ve diğer bilgiler, arama kurtarma ekipleri için hayati önem taşıyor. Ancak doğrulanmamış bilgiler, yanlış ihbarlar ve spekülasyonlar da yine internet ortamında hızla yayılabililiyor. Bilişim Uzmanı Bilgin Berge de bu duruma dikkat çekiyor.
İletişimin, afet anlarında hayati öneme sahip olduğunu, felaketin ilk saatlerinde hemen her bilginin sosyal medyada hızla yayılabildiğini belirten Berge, “Bir mahallede enkaz altında kalanların yardım çağrısının bir anda milyonlara ulaşması, sosyal medyanın en güçlü yanını ortaya koyuyor. Ancak aynı hız, ne yazık ki bazen doğruluğun önüne geçiyor. Yanlış bilgiler, söylentiler ya da kasıtlı manipülasyonlar da aynı hızla yayılıyor. Yani sosyal medya bir yandan hayat kurtarırken, diğer yandan kaos da yaratabiliyor.” diye konuştu.
Ortaya çıkan bu durumun sadece internet kullanıcılarından değil, yetkili organlardan da kaynaklandığını söyleyen Berge, “Eğer kurumlar hızlı, şeffaf ve düzenli bilgi paylaşırsa, sosyal medya onlar için büyük bir destek olur. Ama sessiz kalındığında ya da geç tepki verildiğinde, ortaya çıkan boşluğu söylentiler doldurur. İnsanlar doğal olarak boşluğu kendince kapatmaya çalışır. Ben sosyal medyanın karmaşa yaratmasını değil, boşlukları doldurmasını bir sonuç olarak görüyorum” dedi.