IŞİD’le Bağı Ne?
E.B.’nin saldırı öncesinde “1muvahhid99” adlı Instagram hesabından yaptığı paylaşımda açıkça IŞİD’in söylemlerine atıf vardı. IŞİD’in ideolojik lideri Bağdadi’ye selam gönderiyor, Türkiye’yi cihat alanı ilan ediyordu. Bu, onun çevrimiçi radikalleştiğini ve IŞİD’in dijital propagandasından doğrudan etkilendiğini gösteriyordu.
Bu Saldırının Diğerlerinden Farkı Ne?
İzmir’deki saldırıyı farklı kılan en önemli unsur, failin yaşının küçüklüğüne rağmen doğrudan bir IŞİD hücresiyle bağlantısının henüz tespit edilmemiş olmasıydı. Avrupa’daki IŞİD saldırılarına benzer biçimde, bu olay da “yalnız aktör” tipi bireysel radikalleşmenin Türkiye’deki örneklerinden biri oldu.
“Yalnız Aktör” Nedir?
Türkiye’de sıkça kullanılan “yalnız kurt” terimi, akademik açıdan yanıltıcıdır. Yerine daha nötr ve doğru olan “yalnız aktör” kavramı kullanılır. Bu kişiler fiziksel bir örgüt yapısının parçası olmasalar da ideolojik bir ağdan etkilenerek radikalleşir. İzmir saldırısı da bu bağlamda çevrimiçi bir ideolojik etkileşimin sonucudur.
Ailenin İfadesi ve Çevrimiçi Radikalleşme
E.B.’nin ailesi, çocuğun radikal içeriklere yöneldiğini fark ettiklerini ancak ne yapacaklarını bilemediklerini belirtiyor. Sürekli “Siz kafirsiniz” dediğini, ibadetlerini artırdığını ve içine kapanmaya başladığını anlatıyorlar.
Çevrimiçi radikalleşme; bireyin internette radikal içeriklere maruz kalması, yankı odalarında bu fikirlerle beslenmesi ve sonunda şiddeti meşrulaştırmasıdır. İnternet, ideolojik radikalleşme sürecini hızlandırır ve bireylere yalnız olmadıkları hissini verir.
“Küvet Modeli” ile Radikalleşme
Prof. Dr. Hilmi Demir, radikalleşmeyi “küvet modeli” ile açıklar. Bu modele göre, bireyin radikalleşmesi dört ana kaynaktan gelen etkilerle küvetin dolması gibi olur:
-
İdeolojik Musluk: E.B. örneğinde radikal Selefi ideoloji etkili.
-
Psikolojik Musluk: Bireysel yalnızlık, dışlanma, psikolojik buhran.
-
İzolasyon Musluğu: Toplumsal ve sosyal bağların zayıflaması.
-
Radikal Çevre Musluğu: Sanal ortamlarda maruz kalınan radikal içerikler ve kişiler.
Küvet taştığında birey saldırı noktasına gelir. Yani radikalleşme tek bir sebepten değil, bu faktörlerin birleşiminden kaynaklanır.
Türkiye’de Çocuk Radikalizmi Yeni mi?
Hayır. Geçmişte PKK ve sol örgütlerde de gençler kullanıldı. Ancak Selefi cihatçı ideolojinin çocuklara ulaşması Türkiye’de yeni ve tehlikeli bir durum. Avrupa’da sıkça görülen bu eğilim, Türkiye için de ciddi bir risk oluşturmaya başladı.
Ne Yapılmalı?
Prof. Dr. Demir’e göre:
-
Radikalleşme ile mücadele sadece kolluk kuvvetlerinin işi değildir. Milli Eğitim, Diyanet, Aile Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve yerel yönetimler eşgüdüm içinde çalışmalıdır.
-
Aileler bilinçlendirilmeli, radikalleşmenin erken belirtileri konusunda eğitilmelidir.
-
Danışma merkezleri kurulmalı, aileler çocuklarını doğrudan polise değil uzmanlara götürebilmelidir.
-
Okullarda eğitimli öğretmenler ve rehberlik birimleri, radikalleşmeyi fark edip müdahale edebilmelidir.
-
Diyanet, radikal Selefi propagandaya karşı aktif bir medya stratejisi geliştirmelidir. Bugüne kadar bu konuda oldukça pasif kalınmıştır.
En Etkili Yöntem: Önleme
Radikalizmin en etkili panzehiri önleme ve bilgilendirme faaliyetleridir. Ancak Türkiye’de terör örgütleri içerik üretimine büyük kaynak ayırırken, devletin radikalleşme ile mücadelede bu alanda neredeyse hiçbir yatırımı yoktur.
Türkiye’nin artık gecikmeden kapsamlı bir Radikalizmle Mücadele Eylem Planı hazırlaması gerekmektedir. Aksi halde daha çok çocuğu kaybetme riskiyle karşı karşıyayız.
Kaynak:
Hilmi Demir, “16 yaşında bir çocuk nasıl IŞİD’li oldu?”, Fikir Turu, 15 Eylül 2025.